Sessizlikten Neden Kaçarız?
Yazar: Suat Altınok
İnsan bazen farkında olmadan gürültünün içinde yaşamayı seçer. Gün boyunca duyduğumuz sesler neredeyse hiç bitmez. Telefon bildirimleri, konuşmalar, televizyonlar, trafikteki korna sesleri… Modern hayatın içinde insanın çevresi sürekli bir hareket ve sesle doludur.
Bu gürültü o kadar sıradan hâle gelir ki çoğu zaman onu fark etmeyiz bile. Hatta bazı anlarda sessizlikle karşılaştığımızda tuhaf bir boşluk hissederiz. Sanki ortamda eksik olan bir şey varmış gibi gelir. Oysa eksilen bir şey değil, sadece alıştığımız gürültüdür.
Belki de insanın sessizlikten kaçmasının nedeni tam olarak burada başlar.
Çünkü sessizlik insanı kendisiyle baş başa bırakır.
Gürültü çoğu zaman insanın dikkatini dağıtır. İnsan bir şeyler dinler, bir şeyler izler, birileriyle konuşur ve zaman akıp gider. Günün nasıl geçtiğini çoğu zaman fark etmeyiz bile. Ama sessizlik başladığında zihnin içinde başka bir hareket ortaya çıkar. Gün içinde bastırılan düşünceler, ertelenen sorular ve fark edilmek istenmeyen duygular yavaş yavaş görünür hâle gelir.
İnsan tam da bu yüzden bazen sessizlikten uzak durur.
Çünkü sessizlik yalnızca sesin yokluğu değildir. Sessizlik, insanın kendi iç sesini duymaya başladığı yerdir.
Birçok insan gün boyunca sürekli meşgul olmayı tercih eder. İşler, mesajlar, konuşmalar, ekranlar… İnsan bir şeylerle uğraştığında düşünmeye daha az vakit bulur. Belki de bu yüzden modern hayat insanı sürekli hareket hâlinde tutar. İnsan bir şey yapmadığında sanki zamanını boşa harcıyormuş gibi hisseder.
Meşguliyet bazen düşünmemek için iyi bir bahanedir.
Ama akşam olduğunda, kalabalık dağıldığında ve hayatın gürültüsü azaldığında insanın içinde farklı bir sessizlik oluşur.
Bazen bir pencerenin önünde dururken…
Bazen gece yürürken…
Bazen de hiçbir şey yapmadan otururken.
İşte o anlarda insanın iç sesi daha belirgin hâle gelir.
Bu iç ses bazen çok şey söylemez. Sadece küçük bir rahatsızlık hissi bırakır. İnsan hayatında bir şeylerin eksik olduğunu hisseder ama bunun tam olarak ne olduğunu söyleyemez. Bazen de uzun zamandır sormadığı sorular yavaş yavaş zihninde belirir.
“Gerçekten istediğim hayat bu mu?”
“Ben aslında neyi arıyorum?”
“Bunca zaman neden bu kadar koştum?”
Bu soruların ortaya çıkması çoğu zaman sessizliğin içinde olur.
Belki de bu yüzden birçok insan sessizlikten kaçmaya çalışır. Çünkü insanın kendisiyle yüzleşmesi her zaman kolay değildir. Gürültü bazen insanı rahatlatır. Kalabalıkların içinde olmak, insanın kendi düşüncelerinden uzaklaşmasını sağlar.
Ama sessizlik farklıdır.
Sessizlik insanın iç dünyasının kapısını aralar.
İnsan o kapıdan içeri girdiğinde bazen hoşuna gitmeyen şeylerle de karşılaşabilir. Yanlış kararlar, ertelenmiş hayaller, unutulmuş istekler… Günlük hayatın gürültüsü bu düşüncelerin üzerini örtebilir ama tamamen ortadan kaldıramaz.
Sessizlik bu örtüyü biraz aralar.
Belki de bu yüzden bazı insanlar yalnız kalmaktan rahatsız olur. Çünkü insan sessiz kaldığında yalnızca çevresini değil, kendisini de duymaya başlar.
Oysa sessizlik her zaman korkulacak bir şey değildir.
Bazen insanın en açık düşünceleri tam da o anlarda ortaya çıkar. Gürültü azaldığında insan daha net düşünür. Gün içinde fark etmediği birçok şey o anlarda daha belirgin hâle gelir. Hayatın gerçekten önemli olan tarafları da çoğu zaman sessizliğin içinde fark edilir.
İnsan kalabalıkların içinde kolayca kaybolabilir. Sürekli konuşmaların, fikirlerin ve beklentilerin arasında kendi sesini duymakta zorlanır. Ama yalnız kaldığında ve hayatın gürültüsü biraz azaldığında zihni yavaşlar.
İnsan o zaman kendi hayatına biraz daha dışarıdan bakabilir.
Belki de insanın kendini tanıma yolculuğunun önemli bir kısmı sessizlikte gerçekleşir.
Çünkü insan bazen kalabalıkların içinde değil, yalnız kaldığında kendine yaklaşır. Gün boyunca duyduğu sesler azaldığında zihni de sakinleşir. İnsan o zaman hayatını, seçimlerini ve hayallerini daha açık görebilir.
Sessizlik bu yüzden yalnızca boşluk değildir.
Sessizlik, insanın kendini duyduğu bir alandır.
Hayat boyunca insan birçok ses duyar. İnsanların fikirleri, beklentileri, tavsiyeleri… Bazen bu sesler o kadar çoğalır ki insan kendi düşüncelerini duymakta zorlanır. Sessizlik tam da bu noktada önem kazanır.
Çünkü sessizlik, insanın kendine ait olan sesi yeniden duymasını sağlar.
Belki de insan sessizlikten tamamen kaçamaz. Çünkü hayatın bir yerinde, beklenmedik bir anda, insan yine kendisiyle karşılaşır. Bir düşünce, bir anı ya da bir soru insanın zihninde belirir ve onu bir süre durmaya zorlar.
İşte o anlar, insanın kendine en yakın olduğu anlardır.
Belki de bu yüzden sessizlik aslında bir boşluk değil, bir davettir.
İnsan o daveti kabul ettiğinde, kendini biraz daha tanımaya başlar.
İnsan bazen dünyayı anlamaya çalışırken çok uzağa gider.
Oysa en çok aradığı şey çoğu zaman kendi içindeki sessizliktir.
Aslında sessizlikten kaçmanın bir başka nedeni de alışkanlıklardır. İnsan uzun süre aynı düzenin içinde yaşadığında, o düzenin dışına çıkmak zor gelir. Gürültü, kalabalık ve sürekli hareket bir süre sonra normal görünmeye başlar. Sessizlik ise alışılmadık bir alan gibi hissedilir.
Oysa insanın zihni de tıpkı bedeni gibi dinlenmeye ihtiyaç duyar.
Sürekli konuşmaların, haberlerin ve görüntülerin içinde kalan bir zihin zamanla yorulur. İnsan bunu her zaman fark etmese de içten içe bir yorgunluk hisseder. İşte tam bu noktada sessizlik farklı bir anlam kazanır.
Sessizlik bazen insanın zihnini toparladığı bir alan olur.
İnsan o anlarda hayatına biraz daha sade bir yerden bakmaya başlar. Gün boyunca önem verdiği birçok şeyin aslında o kadar da önemli olmadığını fark etmeye başlar. İnsanların düşünceleri, günlük telaşlar, küçük kaygılar… Bunların bir kısmı sessizliğin içinde anlamını yavaş yavaş kaybeder.
Belki de bu yüzden bazı insanlar doğayı sever.
Denizin kenarında oturmak, bir ormanda yürümek ya da sadece gökyüzüne bakmak insanı sakinleştirir. Çünkü doğanın içinde insanın alıştığı gürültü azalır. İnsan o anlarda kendi düşüncelerini daha açık duymaya başlar.
Sessizlik burada bir boşluk değil, bir denge hâline gelir.
İnsan hayatın içinde sürekli bir şeylerin peşinden koşar. Daha iyi bir iş, daha iyi bir hayat, daha fazla güven… Ama bazen bu koşuşturmanın içinde neden koşturduğunu bile unutabilir.
Sessizlik ise insanı kısa bir süreliğine durdurur.
Durmak bazen düşündüğümüzden daha değerlidir. Çünkü insan durduğunda etrafına daha dikkatli bakar. Hayatın içinde gerçekten neyin önemli olduğunu o zaman fark eder.
Belki de bu yüzden bazı insanlar günün belli anlarında yalnız kalmayı ister.
Bu bir kaçış değildir. Aksine insanın kendine verdiği küçük bir fırsattır. Bir süre hiçbir şey yapmadan düşünmek, yürümek ya da sadece oturmak… Bu anlar insanın zihnini yavaşlatır.
Ve insan yavaşladığında hayatı daha net görmeye başlar.
Belki de sessizlikten kaçmak yerine onu anlamaya çalışmak gerekir. Çünkü insan bazen en önemli düşüncelerine tam da o anlarda ulaşır.
Gürültünün olmadığı bir anda, insanın zihninde beklenmedik bir düşünce doğabilir.
Ve o düşünce bazen insanın hayatına yeni bir yön verebilir.
Belki de bu yüzden sessizlik, insanın kendisiyle kurduğu en dürüst karşılaşmalardan biridir.
Çünkü insan kalabalıkların içinde birçok rol oynayabilir.
Ama sessizlikte yalnızca kendisiyle baş başadır.



