Betül FIRAT: Öncelikle hoş geldiniz diyorum. Biz sizi ekranlardan tanıyoruz ancak
bilmediğimiz nice yönlerinizin olduğunu da biliyoruz. Bize kendinizden bahseder
misiniz, sizi daha iyi tanımamız için?
Tayfun SAV: Evet, Betül Fırat Hanımefendi’nin, güzel Ankaralı gazetecinin röportajında
kendimden bahsedebilirim. 45 yılı arzu ederseniz bir anda anlatmak kolay değil, 45 dakikada
da anlatmayacağım, 45 yılda belki 1-2 dakika olabilir, bilginiz olsun. Kafkas kökenliyim. 3
yaşında Ankara’ya geldim. Ankara’da Devlet Konservatuvarı Bale Bölümünü 1978 yılında
bitirdim. Yıllardır Ankara, İzmir, İstanbul, Mersin opera ve balelerinde bale sanatçısı, idareci
olarak çalıştıktan sonra, aynı zamanda devlet tiyatrosunda misafir oyuncu olarak birçok
oyunda sanat piramidimi hazırlarken, Ankara Devlet Tiyatrosunda da 1984 yılında
“Karaağaçları Altında” adlı oyunla ilk koreografi ile başladım. Öncesinde ise 1982’de Ajda
Pekkan ile Şan Tiyatrosu’nda Zeki Alasya, Metin Akpınar ile Devekuşu Kabare’de
çalışırken, 6 ay Ajda Pekkan’ın büyük kabare şovunda dans ettim. 1982 yılında Zeki
Alasya’nın yönettiği “Elveda Dostum” sinema filminde Ahu Tuğba, Kadir İnanır ile 3. rol olan
doktor rolüyle sinemaya adım attım. 1992 yılında ise “Ruhsar” dizisi ile dizi dünyasıyla
tanıştım. Devlet sanatçılığımın yanı sıra, İstanbul’da sinema, dizi ve reklamlarla sanat
coşkumu korudum. 1990 yıllarında Rahmetli Melih Kibar ile tanışıp sanat danışmanlığı ve
koreografilerini, Mehmet Teoman’ın özel tanıtımlarını yaparak sanat hayatıma devam ettim.
İstanbul’un tarihi zenginlikleriyle sanat hayatımı geliştirdim.
Betül FIRAT: Oyunculuğa nasıl başladığınızdan ve ne kadar zamandır oyuncu
olduğunuzdan bahseder misiniz biraz?
Tayfun SAV: İlk soruya cevaba bağlı olarak paylaşabilirim. 1975 yılında ilk Devlet Tiyatrosu
ve Devlet Opera ve Balesi’nde figüran olarak başlamış oldum. 2025 yılına kadar sanatçılık
hayatım devam etmekte. Şu anda TRT 1’de yayınlanan “Teşkilat” dizisinde gururla rol
alıyorum. Oynadığımız her dizi, film ve reklam için, bakanlığımızdan ve müdürlüğümüzden
izin alarak bunları değerlendiriyoruz. Tabii hepsini paralel yürütmek coşku ve zamanlama
gerektiriyor. Gençliğin getirdiği sanat aşkı, enerji ve benim tek sevdalım, beni anlayan ve
hayat boyu taşıyan dostum sanatım, bana kuvvet verdi.
Betül FIRAT: Oyunculukla ilgili alanınızdaki ilk eseriniz nedir ve ilk yayınlanan
eseriniz hangisidir? Sizin için en önemli olan oyun hangisidir?
Tayfun SAV: 2003 yılında çevirdiğim Kurtlar Vadisi’ndeki rolüm, Doğu Beyi ile birlikte,
çok önemli bir yer tutuyor. Tabii ki yönetmenimiz Serdar Akar ve yapımcılarımızla çok
değerli bir çalışmamız oldu. 21-22 yıl geçmesine rağmen 2025’te halkın arasında hala
tanınmak, halkın sevgisini görmek, benim için en büyük alkış. Tamam, fatura ödemez ama
benim mutluluğum faturadan da önemli.
Betül FIRAT: Sanatınızı icra ederken en çok hangi konuda zorlandınız?
Tayfun SAV: Sanatı icra ederken hiçbir konuda zorlanmadım. Sadece, bilinçlenmeye
başladığım yıllarda, 10 sene Devlet Konservatuarı’nda eğitim aldığımızda, dünyanın en ağır
mesleğini seçtiğimi fark ettim. Neden 10 yıl eğitim alıyorsunuz, 2 yıl askerlik, erkeklerde,
hanımlarda hamilelik, bir yıl stajyerlik… 13 seneniz eğitimle geçiyor. 10 yılda dans
edebilirseniz, imkân verilirse tabii. Böyle imkânlar verilmezse, ömür boyu kalıyorsunuz. Bu
düşünceyle, 35 yaşında dans, ister istemez yerini karakter rollerine bırakıyor. Devlette hiçbir
zaman zorlanmadım. Aslanlar gibi verilen işleri yaptım. Sanatta zorlanma diye bir şey yok,
ekip çalışmasının verdiği mutluluk var.
Betül FIRAT: Gelecekle ilgili hem şahsi hem de toplumsal hedefleriniz nelerdir?
Tayfun SAV: Gelecekle ilgili hedeflerim tabii ki var. Biz, 70-80’li yılların gençliği olarak,
politikayı önemli görüyoruz. Bayrağımız, vatanımız çok değerli. Çanakkale’deki
şehitlerimizin ruhu için, bu vatanı, toprağı ve gelecek nesilleri korumakla görevliyiz.
Ankara’da Devlet Konservatuarı (Cebeci)’ndan ve ustalarımızdan öğrendiğimiz gerçek
sanatçılardan aldığımız ilk ders, önce insan olabilmektir. İnsan olduktan sonra, her şey daha
önemli olur.
Toplumsal hedefe gelince, sanatçıların toplumda önemli bir yer işgal ettiğini ve toplumu
yönlendiren öncü kişiler olması gerektiğini düşünüyorum. Ben halkın arasında dolaşıyorum.
Bir sanatçı, özel hayatından bahsetmemeli. İçtiği çaydan, magazindeki odalarından, beraber
olduğu kişilerden bahsetmemeli. Mal varlığından, ilişkilerinden değil, mütevazı olmalı. İnsan
olmalı, doğayı korumalı, bayrağını savunmalı. Gelecek nesilleri eğitmeli ve kendisini değil,
başkalarını düşünmelidir. Ego her zaman kapatılmalı, insan olabilmeyi başarabilmelidir;
yoksa aldığınız paralar, mezarda bir işe yaramaz.
Betül FIRAT: Bir oyuncu, rolünü icra ederken en çok neye dikkat etmeli?
Tayfun SAV: Öncelikle senaryoya çok iyi hâkim olmalı. Senaryoda senaristin, yönetmenin
söylediği ve kendi yılların tecrübesiyle, karaktere dair detaylara dikkat etmelidir. Sinema filmi
dört haftada çekildiği için, yönetmenle prova yaparken, karakteri oturtma şansı vardır. Ama
dizilerde bu en az bir veya iki bölüm zaman alır. Çünkü seyircinin, geçmiş karakterinizi
özdeşleştirmesi zaman alır. Çalışmalısınız çünkü senaristlerimiz sağ olsunlar, hep devrik
cümleler ve oyunculuğu zorlaştıran kelimeler yazıyorlar. Bazen buna takılmak mümkündür.
Bu onların suçu değil, çünkü zamanları yok. Bunu kayırayım, bir oyuncu ya da aktör, daha
rahat okutabilseler daha iyi olacaktır. Ancak inanmadığınız cümlede takılmak, zaman kaybına
yol açar. Her konuda olduğu gibi, konuya vakıf olmalı, sevgi dolu olmalısınız.
Betül FIRAT: Kitaplarla aranız nasıldır? En son hangi kitabı okudunuz? En çok tavsiye
edeceğiniz kitap hangisi olurdu?
Tayfun SAV: Kitap ister okuyun ister okumayın, o size kalmış bir şey. Neden mi? Çünkü
hayat mektebi zaten size okutacak.
Betül FIRAT: Sizi etkileyen sanatçılar kimlerdir?
Tayfun SAV: Beni etkileyen sanatçılara gelirsek, tabii ki ustalar çok değişken oluyor yaş ve
konumuza göre. Şu anda benim yaşımda, Türkiye şartlarında ve Avrupa, Amerika’da aldığım
eğitimle mukayese ettiğinizde, 67 yaşımda olmama rağmen 3 kişi sayamam. Ama nedense
projelerde bize yer verilmekte zorlanıyor, bunun nedeni de malum. Anthony Hopkins ile çok
farklı bir diyaloğumuz, değerimiz var.
Sinema izlerken dostlarım “Tayfuncuğum, ne yapıyorsun?” dediklerinde, “Ders çalışıyorum.”
diyorum. Çünkü herkesin baktığı gibi bakmıyoruz. Kamera açısı, ışık açısı, kostüm, oturuş,
kalkış, davranış, hareket… Bunların her yönüyle ders çalışıyoruz. Onun haricinde de pek bir
şey yok çünkü sanatçı özel hayatının kişiliği de özleştiği için o dengelere bakmakta fayda var.
Betül FIRAT: Sizin için Sinema Tiyatro dizi ne ifade etmektedir?
Tayfun SAV: Sinema evin babası, hayatın direği klasiktir. Tiyatro evin annesidir, cefakârdır
– fedakâr ve sevgi doludur, sabırlıdır. Dizi filmler ise zengin çocukları gibidir, bugün var
yarın yoktur.
Betül FIRAT: İyi bir oyuncu olmanın bir formülü var mıdır? Oyuncu olmak isteyenlere
önerileriniz nelerdir?
Tayfun SAV: İyi oyuncu olabilmenin formülü, zaten eğitimci yanımızda olduğu için
derslerimizde de verdiğimiz gibi, önce insan olmayı başarmaktır. Ondan sonra her insana bir
sanatçılık emeği Melek’i gönderir. Bazıları doğuştan olur, bazısı da çalışarak olur. Biz sanat
hayatına girdiğimizde, bu Allah vergisini Devlet Konservatuarı’ndaki Atatürk’ün kurduğu
engin ve uluslararası ilişkilerle öğrendik; tiyatrosu, operası, balesi, enstrümanları… Bizim
dönemimizde, sanat hayatımızın ağırlıklı kısmı dizilerle tanındı. Selçuk Yöntem, Haluk
Bilginer, Zuhal Olcay ve ismini sayamadığım dostlarımızla bu yükü taşıyoruz.
Oyuncu olmak isteyenlere, eğitim almalarını öneriyorum. Eğitim alırken de lütfen araştırma
yapsınlar. Geçen gün televizyonlarda gösterdiler, oyunculuk için milyon dolar dolandırılan
insanlar var. Sanatçılık öyle kolay değil. 3 replik ezberleyip de sanatçı olunmaz, ya da sadece
yakışıklı olup bir yerlere gelinemez. Sanatçılık bir yaşam biçimidir. Oyunculuk, tiyatro,
opera, bale, resim, edebiyat… Her türlü sanat dalında önce yaşadığınız topluma, toprağa,
vatana, millete, bayrağa sağlıklı bir bakış açısına sahip olmalısınız. Geleceğinizi
düşünmelisiniz. En önemlisi de, ‘biz’ diyeceksiniz, ‘ben’ demeyeceksiniz. Mütevazı olmalı,
hava atmayacak, hayvanlara saygılı olmalısınız. Eğitim ömür boyu süren bir şeydir.
Konservatuvarlardan mezun olan gençlere, hangi meslek dalında olursa olsun, 5 sene sonra
pişmeye başladıklarını söyleriz. Devlet Tiyatrosu’nda misafir oyuncu olarak oynadığımda, 1
buçuk saatlik bir oyunu 3 ayda hazırladık. Bir saat için, 3 ay harcanıyordu. Öyle sanatçıyım
diye gezmekle, 2 rol ezberlemekle, artistlik takmakla sanatçı olunmaz.
Betül FIRAT: Gençleri oyunculuğa kazandırmak için neler yapılabilir?
Tayfun SAV: Gençler, sevgi gördükleri sürece sanatta başarılı olurlar. Bu sevgiyi, abidik
gubidik yerlerde, Amerikan bozması saçlarla, giyinişlerle, isyan ederek bulamazlar.
Kendilerine sahip çıkacaklar. Ellerindeki dünyanın en önemli atom bombasından daha
tehlikeli olan sosyal medya ve interneti doğru kullanacaklar. Bir şey söylemek gerekirse,
gençlere biraz daha dikkatli olmalarını tavsiye ederim. Hazır gıdalardan uzak durun. Babayım
aynı zamanda. Neden biliyor musunuz? insanlığı yok etmek için kullandıkları ve kalitesizlikle
edinilen, bir dakikada pişen, saçma sapan ne olduğu belirtilmeyen, içinde ne olduğu belli
olmayan gıdalardan aman diyeyim uzak olun. İkincisi internet, üçüncüsü doğa kalmadı Her
yer beton. Doğaya çıkın müzik dinleyin bunu yıllar önce Osmanlı İmparatorluğu yapmış.
Amerika’yı bir daha keşfetmeyin kendiniz bir enstrüman çalabiliyorsanız ona bakın.
Sevgili gençler dizilerde büyük para kazanacağız sevdasından vazgeçin. Başroller, kişi başına
2-3 milyon haftalık alır iken bizim gibi yıllarını vermiş aktör ve aktrisler basit bir aylık ev
kirasına çalıştırılmasını da sizin takdirinize sunuyorum. Set çalışanlarının da aldığı komik
ücretler ortada. Sevgi ile bu rolleri oynamaktayız. Başroller ile aradaki uçurum kapatacak bir
kaşe icat edilmesini gönülden isteriz.
Betül FIRAT: Şu ana kadar sohbetimizi okuyan ve bizlere eşlik eden dostlarımıza son
olarak ne söylemek istersiniz?
Tayfun SAV: Vatana sahip çıkın. Sevgilere sahip çıkın. Empati kuralım. İnsan gibi
yaşayalım. Bırakın politikayı, onlar kendiişlerini hallederken biz birbirimizi yiyorduk 70-
80’lerde. Kim kazandı? Kendimize sahip çıkalım. Değerlerimize sahip çıkalım. Bizi
Yaradan’a inanalım. Gelecek nesli koruyalım. Birbirimizi dinleyelim, saygıyla, sevgiyle
yaşayalım. Doğada yaşayalım, mutlu olalım. Bu dünyaya bir kere geldik. Bakın nice zenginler
çorabını götüremedi bu dünyadan. Hırs bize hiçbir şey kazandıramaz. Maddiyat sadece
araçtır geçer. Ama insanlık dostluk bugün bakıyoruz, maddi hırs yüzünden sevgi ve saygının
bittiği müzikler, Kardeşin kardeşini dolandırmaları, karı koca dolandırmaları, komşuları
dolandırmalar arttı. Ne biçim bir toplum olduk! Lütfen kendinize gelin. Bakın biz sobada
evlerdeki Sevgiyi saygıyı düzeni özleyen insanlarız. Evet, Ankara’nın o güzel akademik kariyeri ve sevgisiyle büyüdüm. Ankara’ya gelip gidiyorum. Bu gariplikler 65 yaş üstünde
kalmış, olsun. Bir damla da olsa söyleyenden, sevgili Betül Fırat’ın kaleminden sizlere
ulaştığım için memnun oldum. Hepinizi seviyorum. Hepinize sevgiler, saygılar, mutluluklar,
nice yazılar diliyorum. Tayfun SAV, Türkiye, sanatla kalın!