Yatağının bozulmamış örtüsüne baktı. Daha demin annesi mutfaktan seslenip yatağını toplamasını söylemişti. Kahvaltı vaktiymiş. Birazdan misafir gelirse böyle dımdızlak yakalanmasınlarmış. Hırkasının fermuarını çekiştirirken aynadaki yansımasına baktı. Of gözlerinin hâline bak. Görme zorluğu çeken birisi bile anlardı geceyi uykusuz geçirdiğini. Annesi anlamazdı ama. O hiç anlamazdı. Geçen hafta üst sınıflar kendisine piç dediğinde günlerce ağlamıştı ama annesi onu da fark etmemişti. Kilo vermişti, hem de üç kilo. Üstelik bir haftada ama annesi onu da anlamamıştı.
Kendine gelmeye, gecenin kirinden sıyrılmaya ihtiyacı vardı. Beklenen misafir gelecekti ya birazdan damlardı Tayyar denen adam. Annesine açtığı bu evi dayamış, döşemiş, aydan aya para verdiği yetmemiş bir de sermayem demeye başlamıştı ona. Geçen geldiğinde ‘Az kaldı az, bunun sayesinde zengin oluruz biz. Onun körpeliği bizim sermayemiz.’ demiş, iğrenç ağzını gere gere gülmüştü.
Hayatı oynadığı bebeklerden ibaret sandığı yaşlardaydı. Annesi başkasıyla gezdi diye çok kızmıştı babası. Annesi altta kalmamış, ‘Sen yetebilseydin başkasına gerek kalmazdı.’ demişti. Babası neye yetmedi bilinmez ama bu söz babasına yetmişti. Babası gitmişti. Utanır gibi gözlerle kızına bakmış, üzülür gibi olmuş ama yine de gitmişti. Onu da geride bırakıp gitmişti. Babası gitmişti ya annesi ona baba bulmakta hiç zorlanmamıştı. Gel merhaba de, baban o senin diyilen adamlar hep değişmişti. Sonra bu adamı,Tayyar’ı, getirmişti. Bir günde apar topar bu daireye taşımıştı onları analı kızlı. İlk zamanlar sadece Tayyar gelirdi ya sonra sonra başkaları da uğrar oldu.
‘Kız kime diyorum, baban geldi. Gel de hoş geldin de. Yanında misafir var, azıcık güler yüz göster. Şu paspal şeyleri çıkar da dolaba astığım elbiseyi giy. Artık bu işleri öğrenme vaktin geldi.’ diye çemkirdi kapının aralığından annesi. Elbiseye bakınca midesi bulandı. Annesine yakışırdı tam. Mahallede söylenen sözlerin açtığı yaralara inat tiril tiril, göz okşayan, handiyse insanı çıplak gösteren bir elbiseydi.
Her yara zamanla iyileşir derlerdi ama bu yara iyileşecek gibi değildi. Annesinin gittiğinden emin olup masanın çekmecesinde duran paketi çıkardı. Son partilerinin birinden kalmış olan iğneyi koluna batırdı. İşte şimdi iyileşecekti yarası. Hem de öyle usul usul değil, aniden ve geriye dönüş ihtimâli bırakmaksızın.



