Kasvetli bulutlar çökerken içimin omuzlarına,
yastıksız ve rutubetli geceler oyuyor suskunluğumu.
Her satır bir nöbet geçiriyor,
her kelime soğuk bir hastane koridoru gibi yankısız;
ne dua var çınar dallarında ne de umut,
yalnızca kekeleyen harfler ve
amentüsünden kopmuş çırpınan bir ruh.
Sanki gökkuşağı bile zılgıt çekiyor kederime,
sanki rüzgâr fırtınanın koynunda kaybolan
ölü bedenlerimi savuruyor dört bir yana.
Ben, toprağa yüz sürmüş düşlerimin başında
mırıldanan bir ağıtçı gibi duruyorum.
Yasak harfler asılı kalıyor dudağımın kıyısında;
günahlarım, eteğime yapışan geçmişin sönük izleri.
Kutsanmış teninden süzülen o eski sıcaklık
şimdi acılarıma sürme olur,
gözkapaklarıma çöker bir keder ağırlığı—
zamanın bile taşıyamadığı bir ağırlık.
Ruhum fücura uğramış bir çocuğun
bastırılmış ağlayışı gibi çınlıyor içimde.
Gebe sözcükler sancılanıyor yine,
doğsa beni öldürecek,
ölse beni sakat bırakacak kelimeler
karnımda büyüyor kara bir ay gibi.
Buluta yükledim bütün günahlarımı;
yağmur olup üzerime çöktü.
Katıksız bedenlerin çıplak telaşında
kedere ramak kala bekledim kendimi.
Besmelesiz şiirler gezindi içimde,
nöbet tutan soğuk kelimeler
avuçlarımda üşüyen bir yetim gibi ağladı.
“Kaç satır hasat yeter bu yalnızlığı anlatmaya?”
diye sordum kendime.
Zemherinin felaketinde, talan olmuş düşlerin
kırık kollarına yasladım başımı.
Ruhlarım, kesik baş bir ağıt gibi
sahilin taşlarına serildi gece yarısında,
ve dalgalar, içimde birikmiş ölümlerin
tuzunu taşıdı kıyıya.
İflah olmaz yaraya döndü sensizlik;
umut, halay başı çekmeye yeltense de
ayağına dolanan kronik bir uğultu
hemen susturuyor neşesini.
Ben adı olmayan bir hikâyeyim şimdi:
kötürüm sandalyelerde dinlenen
küflenmiş satırlar, yamalı bohçalar,
migrenler gibi zonklayan hatıralar.
Dudaklarımın kenarında asılı kalan tebessüm,
kırılmış keşkelerimden sızan bir ıstıraptır.
Aynı mengenede dönen kederlerin
çarkına sıkışmış yüreğim
her dönüşte biraz daha incelir, biraz daha kanar.
Akşam olur; keder tül perdeye asılır.
Satırlarım kestane kokar
ama ısıtmaz üşüyen ruhumu.
Depresyona girmiş telgraf kuşları
haber getirmez artık;
çünkü ölüm bile kanser teşhisi konmuş cümleleri
suskunluğa gömmüştür.
Yorgun kalbinin kırıntılarından öpmüştüm seni bir zaman;
şimdi metruk bir mekâna dönüşen içimde,
kiralık ruhlar dolaşır karanlık koridorlarda.
Üryan umutlar, heybeme sakladığım
çürük mevsimleri hatırlatır bana.
Her nefes, bir adım daha uzaklaştırır seni,
ve her adım, bir ömür daha yakınlaştırır sancımı.
Aysar bir hüzün çöker gömülmüş dualarıma;
göçebe ruhların katili sensizlik
adımlarımı hep aynı uçuruma taşır.
Defolu umutların gölgesi düşer yüzüme;
astarı yamalı insanlar gibi
içimden dökülür tükenmişlik.
Huzursuz sözcükler kıpır kıpır dolaşır içimde,
öksüz yarınlar avuçlarımda üşür,
kasvetli duvarlar konuşur yerime—
ben sustukça onlar anlatır beni.
Kavruk bedenimde kederli gözyaşları
paslanmış bir çivinin ucunda titrer.
Tedbirli bulutlar bile korkuyor
çökmüş göğsüme inmeye.
Raylarla sevişen demir yığını trenler,
içimdeki kopuşları taşır uzak şehirlere.
Şiir kokulu anılar ise
çıplak bir hüzne soyunmuş halde
dudaklarımda kederli bir gülümseme bırakır.
Gözlerinin telaşı sığınak olmuştu bir zaman,
şimdi o sığınak yıkılmış;
altında kalmış bütün kalbim.
Mağrur bir yüreğin sabrını taşıyorum hâlâ—
sonbahar zemheri bir hüzne gebe
ve gökkuşağı bile üşüyor
sensizliğin rüzgârında.
Zaman, eli kanlı bir cellat gibi
her hatırlayışımda boynuma indiriyor bıçağını.
Ama yine de saklı kalıyor bir yerlerde
sana sevdalı kelimeler;
yumak yumak sarılıyor hüzünlü göğsüme.
Kavruk anılar ve sökük düşler
ritmine hâlâ seni soran bir kalbin çevresinde
dolanıp duruyor.
Ben seni unutmuyorum,
sadece sesini susturuyorum içimde—
çünkü bazı aşklar
anlatıldıkça eksilir,
sustukça büyür,
büyüdükçe kanar.
Ve bazı yaralar vardır:
kapanmaz, kabuk bağlamaz,
sadece derinleşir…
tıpkı senin bıraktığın yara gibi.
Bu ağıt, bir bitiş değil;
hiç başlayamamış bir sonun
tükenmeyen çığlığıdır.
Benim içimde kalan sen,
hareketsiz bir gölge gibi durursun hâlâ;
dokunursam yıkılırım,
bırakırsam yok olurum.
Bu yüzden seni,
bende kaldığın yerden hiç kıpırdatmadan,
zamansız bir acının koynunda taşıyorum.
Sensizliğin kırık amentüsünde
diz çöküyor ruhum;
senin adın,
artık yalnızca içimin kanayan
bir sayfasına yazılı.
Ve ben,
bu uzun ağıtı
kalbimin karanlık koridorlarına asıyorum—
çünkü bazı defterler kapanmaz,
bazı acılar ölmez,
bazı aşklar gömülmez;
sadece
tozlanır…
Paylaşarak destek olabilirsiniz!