İlk seninle değil,
Belki de en çok seninle sustum
Boğazımda düğümlenen nefesimle
Aşk girdabında kayıp bir çocuğun isminde boğuldum
Çatlamış toprağa düşen son damla
Belki kaderdi
Zehirli bir bal gibi ruhuma işleyen
Belki lütufla karışmış cezaydı
Gözyaşının turunda zerk eden bir söz gibiydik
Yanaklardan süzülüp yatağını delen
Gölgesini kendi sıcağında eriten
Ressamın çizemediği yüzdü, yüzün
Şairin yazmadığı şiirin dilsiz mısrasıydın
Sana yazdığım bu şiirlerin benimle ilgisi yok artık.
Nasıl eksilten bir eksiklik
Nasıl boşluklara sığmayan çığlık
Bilemezsin
Ateşin de bile yansam donuyorum.
Ayna içindeki aynadan düştüm
Ben seni orada
Gözlerini başka bir hayale çevirdiğin anda
Kaybettim.
İçimde senin için diz çöken beni
Ağlamaklı bir niyazla
Ruhumun derinlerine gömüyorum her gece.
Anlatılmamış hikâyeleri
Mühürlü tabutlara sır gibi kundaklıyorum.
Ay ışığının dokunmadığı kuytu sabahlara
Gülüşünün kanatan kırmızısı koynuna
Kuru bir dal dikip
Kazıyorum son mısramı
Adına
Anıtına
Mezar taşına
Ben seni en çok sustuğum yerde unuttum


