(Bu hikâyeyi, Işık Yazan Bey’in, bir Bilgelik Bilinci dersinden sonra yazdım)
Uzak diyarların birinde, rüzgarlar esiyordu. Soğuk mu soğuktu. Yağmur yağmamış, bulutlar coşmamış, kuşlar güneye göç etmemiş, buzlar erimemişti.
İşte bu durumda dahi, üstat öğrencisini bırakmamıştı. Onun feryadını duymuş, canının yanmasını hissetmiş, onun yardımına koşmuştu.
-Hocam içim yanıyor. Sevgiye açım, işimden de kovuldum. Ne yapacağımı bilemiyorum.
-İşte yanındayım. Önceki derslerimizi hatırla.
-Ne bileyim hocam, darmadağın oldum. Nereye dönsem cehennem.
-Hatırla. Bu dünyada şu an illüzyondasın. Matriksin içindesin. Mavi hapı mı yutacaksın, yoksa kırmızı hapı mı?
-Biliyorum, hatırladım o dersi. Fakat bir türlü idrak edemedim.
-Sevilmemen bir illüzyon. İşinden kovulman da.
-Ama bunlar bana acı veriyor.
-Acı duyan kim?
-Bilmem.
-Bunu bana söyleyen kim öyleyse?
-Benim.
-Sen kendini kim olarak tanımlıyorsun?
-Ben senin biricik öğrencinim.
-Dinle! Sen kimsin?
-Şu anda seni dinliyorum.
-Nasıl dinliyorsun?
-Kulaklarımla.
-Duyduğun ses gerçek mi?
-Bilmem, kulağıma çalınıyor.
-Beş duyun gerçek mi?
-Bu dünya yaşamında öyle.
-Bu dünya yaşamı illüzyon, matriks dememiş miydim?
-Evet, ama matriksten nasıl dışarı çıkacağım?
-Sesi duydun. Duyan kim?
-Bu dünyadaki ben.
-Bu gerçek benliğin mi?
-Evet galiba değil.
-Senin hiç değişmeyen, her an seninle olan yanın kim?
-Bilincim.
-Bilincin yok olur mu, değişir mi?
-Hayır.
-Eğilip bükülür mü? Sevilmesen, işinden kovulsan bilincin yerinden gider mi?
-Galiba hayır.
-Sat senin ışığın, bilincin. Bu gerçek benliğin. O her yerde ve hiçbir yerde değil.
-Nasıl oluyor bu?
– Bu yedinci son kapı. Hiçlik, yokluk kapısı. Bu kapıdan geçtikten sonra oradasın.
-Orası neresi?
-Her yer ve hiçbir yer.
-Peki ben kimim?
-Sen saf farkındalıksın. Yani Chit’sin. Bu illüzyonu fark eden, onun dışına fark ederek çıkan, ona bağlı olmayansın. Sen Tanrısın.
-Peki siz kimsiniz?
-Ben de Tanrıyım. Bu bilinçler, farkındalık birbirinden kopuk değil. Hepsi birbirine bağlı.
-Peki bu böyleyse insanlar neden illüzyonun içinde, matriksin içinde?
-Onlar Sat benliklerinin farkında değil. Başka bir deyişle daha zamanları gelmemiş. Onlar kader planında acılar içinde sürüklenip gidiyor. Sat Chit Ananda. Sat bu bedenini fark ettiren, aklını kullanan, kişiliğini kullanan, gerçek benin, özün. Chit de bunun farkındalığı. Farkındalık halinde biliş halin.
-Peki Ananda nedir?
– O da sebepsiz mutluluk. Senin mutlu olman için, sevilmeye, bir işe, dışarıdan gelecek bir beslenmeye ihtiyacın yok. Sen Sat-Chit-Ananda olduğunda, Tanrı olduğunda mutlu olmak için, bu dünyada hiçbir şeye ihtiyaç duymazsın.
-Peki o halde, dünyada ne yapacağım?
-Kendi hizmet biçimini seçip insanlığa hizmet etmek en yüksek realitedir. Onlara matriksten nasıl çıkacaklarını öğret. Ya da göster. Yapabileceğin en yüksek hizmet budur.
-Şimdi anladım, idrak ettim hocam. Sizi çok ama çok seviyorum.



