Etrafımdaki her şey griydi. Duvarlar, tavan, insanların bakışları hatta gökyüzü bile metalik griydi. Sevgiyi yüreğimde hissettiğim o sıcacık hayatımdan, küçücük bir pencereden girecek ışığın merhametine kalmıştım. Bilemedim. O tatlı anların kıymetini, soğuk duvarların serinliği yüzüme vurunca anladım. Yelkovan kıpırdamamak için tüm gücüyle direniyordu. O direndikçe benim kalbimdeki sızı o daracık soğuk odaya sığamaz hale geliyordu. Nefesimi kesiyordu. Şakaklarım patlayacak gibi oluyor, gözlerimden adeta sıcaklık taşıyordu. Düşündükçe mideme kramplar giriyor, terlerim kaşlarımın üzerinden pürüzlü taşlara damlıyordu. Sürekli kulağımda, bu dünyada beni koşulsuz seven kişinin tek sözcüğü “neden?” Hakikaten neden? Neden yapmıştım bunu? Onca dil dökmelerine rağmen umurumda değildi hiçbir şey. Arkamı dönmeden kapıyı çarpar çıkardım. Günlerce eve dönmez, telefonlarına karşılık vermezdim. Neden? Şimdi anlıyorum, karşılıksız bekleyişlerin ne kadar içini kazıdığını. Bilemedim. Hem kendimi hem onları alt üst ettim.
Ağrılara dayanamıyorum. Temiz çiçek kokulu çarşafların aksine bulunduğum oda kadar renksiz nevresimlerin üzerine atıyorum kendimi. Gözlerimi kapatıyorum. Bir anlığına gri bulutlar dağılıyor. Annemin mutfağından yayınlan yemek kokuları bütün evi sarmış. Koridorda durup içime çekiyorum o kokuyu. Etli nohut kokusu bu. Yanına da tane tane gelen pilavını asla esirgemezdi. Yemeğin ardından dumanı üstünde çaylarımızı yudumlarken attığımız fütursuz kahkahalar çınlıyor kulaklarımda.
Ne kadar nankördüm. Annem ben seviyorum diye bin bir emekle yaptığı yemekleri, çoğu zaman bahane bulup tabağımı kenara iterdim. Şimdi ise burada, hayatta kalmak için en sevmediğim tatsız ve soğuk yemekleri yutkunarak bitirmek zorunda kalıyorum. O zamanla burun kıvırdığım her şey şu an yüreğimde günbegün büyüyen pişmanlığa dönüşüyor.
Demir kapıya vurulan sert bir metal sesiyle kendime geldim. Anahtarın şıkırtısı tüm odaya yayıldı. “Mehmet Adalı. Sallanma. Görüşün var.” nidası kalbimde bir heyecana sebep oldu. Yataktan doğrulup, ayakkabılarımı ayağıma nasıl geçirdim bilmiyorum. Ellerimin titremesinden bağcıkları bağlayamıyordum. Tekrardan ses yükseldi. “ Haydi, çabuk, seni mi bekleyip duracağız burada?” Heybetli omuzları, ifadesiz yüzüyle kolumdan tuttu. Kaç kişinin yürüyüşüne şahit olmuş, parlak ışıkların altında yürüyorduk. Sonunda odaya vardık. “ Mehmet Adalı! Görüşün başladı. Kırk beş dakika.” İçeri girdiğimde merhametli ama dolan gözlerle annem, sarılmak için adım attı. Başımı omzuna koydum. Ev kokuyordu. Burnuma dolan bu tanıdık koku tüm duvarları yıktı geçti. Bir zamanlar burun kıvırdığım o eller, şimdi beni ayakta tutan tek dayanaktı. Gözyaşlarım omzuna damlarken “Özür dilerim anne.” Diyebildim. “Özür dilerim.”




İnsanın içine dokunan, duygusu çok güçlü bir metin ve o son sahnedeki o “özür dilerim” ise tüm hikâyenin yükünü tek başına taşıyor😔
Kaleminize sağlık 🌸
Çok teşekkür ederim. Beğenmenize çok sevindim.
Kaleminize ve yüreğinize sağlık Cemile Hanım
Çok teşekkür ederim Engin bey.