“Yazmak için yaşamak, duymak, halkı algılamak, …halkın içinde kalabilmek…halkın değişimini algılamak…değişimi yakalamak, dışına düşmemek.”
Yaşadıklarını, duyduklarını, duyumsadıklarını sabırla derleyerek, gözlemleyerek, sosyal gerçekçiliğin insan gerçekçiliğiyle, idealize etmeden, yaşam koşullarıyla bağıntılı, ayrıntıları atlamadan ve ustalıkla değerlendirmesi ve insana inanması, gel çok iyi bir gözlemci ,geleceğe de umutla bakması “Orhan Kemal Bakışı”nı yaratmıştır.
“Belirli bir tarihsel anı unutulmayacak bir ustalıkla tesbit ettiği için, tarihi ve sosyal gerçekçiliği ele aldığı insanları gerçeğe uygun olarak gösterdiği için güçlü ve kalıcı” hale gelmiştir diye belirtir Fethi Naci-Türkiye’de Roman ve Toplumsal Değişim adlı eserinde.
“Anlayarak bakmak” diğer deyişle bakarken görmek Orhan Kemal’de esastır. Onun için çok iyi bir gözlemci göze, bakışa sahiptir. Edindiği bilgileri içselleştirir. Yaşadıkları deneye dönüşür. Açık-seçik, anlaşılır bir dille yazar. Yazdıkları sanki o an yaşanan canlı bir ana,
sıcak bir sohbete dönüşür.
Orhan Kemal yazını ile ilgili dosyalar, kitaplar ,araştırma ve incelemeler yazılmıştır, yazılacaktır da. Öykü ve romanlarında öz ve biçim ilişkisi koparılamaz ve öz özellikle önemsenir. Yazınında, yapıtlarında kurgu, süreklilik, insanlarla olaylar arasındaki bağıntı ustalıkla sağlanır.
Orhan Kemal yapıtlarında pek çok tarihsel olay ve olgunun yanıtı bulunur, yaşanmışlıklar belgelenir.
Eleştiriel bakışı, gerçekçi tutumu bütün okur yazar çevresince ilgiyle karşılanır.
O çağının ileri kültürünü edinmiş olmanın bilinciyle insana ve insanlığa inanmıştır.
Orhan Kemal “…her insanda, her şeye rağmen aydınlık bir yan, temiz, insani bir yan bulunabilineceğine “ inanarak hümanizmi öne çıkarır.
Öykü ve roman karekterleri canlı gibidir. Okunduğunda anlatılan kişileri “çok iyi tanıdığınızı, bildiğinizi duyumsarsınız.”
“Uzun yıllar küçük memurluk, katiplik yaptım. Gurbete çıkan, Adana’ya inen köylülerle tanıştım. Çırçır işçileri, pamuk işçileri…ben insanların nası sömürüldüklerini gördüm, yurdunu, insanlarını seven bir insan olarak düşündüm, düşünmekle kalmadım romanlar yazarak eyleme katılmış oldum. Karınca kararınca tabi” diyor Orhan Kemal ve kimin öykücüsü, romancısı olduğunu da belirtiyor.
Emeğin Ve Emekçinin Öykücüsü – Romancısı Orhan Kemal
“Adana istasyonu bir yırtık pırtık insan pazarıdır.Binlerce insan gece- gündüz, toprak gibi o gün o düzlükte on beş yirmi köy kalabalığı, hasta sayrı, sıtmalı kaynaşır dururdu. İnsanlıktan çıkmış, üstleri başları paramparça binlerce insan. Hayvan hayatından daha aşağı durumda. Bir içimlik suya muhtaç insanlar. Orta Anadolu’dan dimdik gelmiş, Çukurova’da hastalanmış, sıtmadan zangır zangır titreyen insanlar….Arkadaş! Bunlardan yana mıyız? Yoksa Temir Ağa’dan yana mı?” diyerek açık açık safını belirler.
“Çukurova’nın katı gerçeği, toprak kavgası , emek sömürüsü, iş cinayetleri, işsizliği, sıtmalı çocukları, açlığı, yoksulluğu , İstanbul’un kenar mahallelerini, Beyoğlu’nun arka sokaklarını, gençliğini harcayanlar,sokak çocuklarını, fabrika işçilerinin dünyasını belleklerden silinmeyecek güzellikte anlatır” der Tahir Şilkan.
Orhan Kemal tarihsel gerçekçiliğe, toplumsal geleceğe bilimsel gözle bakar. Her şeyi yaratan emeğin gelecekte de belirleyici olacağına inanır.Bunu yarattığı roman ve öykü kahramanlarında da görürüz. “Sen, ben hatta ağa olmasa da işler yürür, ama onlar (işçiler-K.D.) olmasa yürümez.” Diyerek işçi sınıfının önemini belirtir.
Öykü ve roman karekterleri canlı gibidir. Okunduğunda anlatılan kişileri “çok iyi tanıdığınızı, bildiğinizi duyumsarsınız.”
“Uzun yıllar küçük memurluk, katiplik yaptım. Gurbete çıkan, Adana’ya inen köylülerle tanıştım. Çırçır işçileri, pamuk işçileri…ben insanların nası sömürüldüklerini gördüm, yurdunu, insanlarını seven bir insan olarak düşündüm, düşünmekle kalmadım romanlar yazarak eyleme katılmış oldum. Karınca kararınca tabi” diyor Orhan Kemal ve kimin öykücüsü, romancısı olduğunu da belirtiyor.
Emeğin Ve Emekçinin Öykücüsü – Romancısı Orhan Kemal
“Adana istasyonu bir yırtık pırtık insan pazarıdır.Binlerce insan gece- gündüz, toprak gibi o gün o düzlükte on beş yirmi köy kalabalığı, hasta sayrı, sıtmalı kaynaşır dururdu. İnsanlıktan çıkmış, üstleri başları paramparça binlerce insan. Hayvan hayatından daha aşağı durumda. Bir içimlik suya muhtaç insanlar. Orta Anadolu’dan dimdik gelmiş, Çukurova’da hastalanmış, sıtmadan zangır zangır titreyen insanlar….Arkadaş! Bunlardan yana mıyız? Yoksa Temir Ağa’dan yana mı?” diyerek açık açık safını belirler.
“Çukurova’nın katı gerçeği, toprak kavgası , emek sömürüsü, iş cinayetleri, işsizliği, sıtmalı çocukları, açlığı, yoksulluğu , İstanbul’un kenar mahallelerini, Beyoğlu’nun arka sokaklarını, gençliğini harcayanları , sokak çocuklarını, fabrika işçilerinin dünyasını belleklerden silinmeyecek güzellikte anlatır” der Tahir Şilkan
Orhan Kemal tarihsel gerçekçiliğe, toplumsal geleceğe bilimsel gözle bakar. Her şeyi yaratan emeğin gelecekte de belirleyici olacağına inanır. Bunu yarattığı roman ve öykü kahramanlarında da görürüz. “Sen, ben hatta ağa olmasa da işler yürür, ama onlar (işçiler-K.D.) olmasa yürümez.” Diyerek işçi sınıfının önemini belirtir.
Emekçilerin İş ve Ekmek Kavgasında Orhan Kemal
“Orta Anadolu’nun seksen evlik köylerinden” birinden iş ve ekmek aramak üzere Çukurova’ya inen üç arkadaş , İflahsızın Yusuf, Pehlivan Ali, Köse Hasan, bu üç köylü aracılığı ile fabrikalardaki , inşaat işlerindeki çalışma koşullarını, sonra büyük toprak ağalarının tarım işletmelerinde çapa çapalama, harman yerindeki emek sömürüsünü gözler önüne serer.
“Köyün besleyemediği toprağın şehre yani işe ve ekmeğe ittiği köylüler” en ağır iş şartlarında çalışmaya ve verilecek her ücrete razı halde,ahırlarda bile yatmaya razıdırlar,yeter ki iş bulsunlar.
İş sürekli olsun diye patronun sömürüsü dışında ırgat başlarının sömürüsüne-haraç almasına razıdırlar.
Koşulları değişen, düzeni değişmeyen yerde bu gün de işsiz milyonların iş ve ekmek kavgası, düşük ücrete , sendikasız sigortasız çalışmaya, hatta bu gün de esnek çalışma adına on iki –on dört saat çalışmaya razı halde sürüyor. Irgat başlarının yerini usta başları, sendika bürokratları, kiralık işçi büroları ,taşeron almış , sömürü düzeni değişmeden devam ediyor. Ve Orhan Kemal Bakışı bu gün çok daha acil bir ihtiyaç haline gelmiştir. Günümüz öykücü ve romancılarına duyurulur…
“Az işçiyle çok iş yaptıran ırgatbaşı kırk beş işçi yerine otuz iki işçi çalıştırması” bu günün taşeron düzeni değil mi?
“Hepimizin de bir ekmek derdi mesela öğle değil mi? Gözü çıksın. Yurdumuzu yuvamızı ne diye teptik?” diyen roman karekterleri bu günde ekmek kavgasına ışık tutuyor.
Açlık ve yoksulluk, haksızlıklar yaşayan işçileri, emekçileri “cennet-öte dünya” vaadiyle avutanlara karşı neden hep patronlardan yana diye sordurur.” Bu Allah da hep onların Allahı mıdır nedir?Fakir fukaraya garazı tekmil.”
Bereketli Toprakların Yoksulları Ve Yoksul Yazarı Orhan Kemal
“Fabrikaya gitmeye karar verdik…Dökümhaneye döndük. Fabrika sahibi, bizim usta, idare memuru, baş makinist filan hep oralar. İşçileri başlarına toplamışlar. Bir çekişmedir gidiyor.Sokulduk aralarına …Ancak bir itişme oldu, arkasından, “Değiliz!” Diye bir haykırış. “Değiliz, değiliz, değiliz…”Avare Yıllar-syf15-16
“Bir tarla yüzünden damadını bilmem ne zadelerin oğlu geçen kış tabancayla vurmuş…” “Ben Yıldızeli’nden olurum….Bıldırda geldik, ondan uğrun yılda …Evelleri Angara’ya giderdik. Sen siftah mı çalışıyon?…Bu işler zor gardaşım, senin harcın değil… Bir katiplik, ne uyduramadın mı? Bizim hamırımız rençberlikle yoğrulmuş.Babamızdan, dedemizden böyle gördük…Senin ellerin katip eli, yüzün bimbiyaz.Gün görmemiş. Paydosta ne yiyecen sen? Ekmek ne de getirmemşsin? Buralarda lokanta ne de bulunmaz ki….Barabar yerik.” Avare yıllar-syf.82
“Bu türlü ırgatlık dokumacılıktan da zordu. Bu işleri görenlerin ben ve benim gibilerden çok.
Başka demirden ,çelikten insanlar olduklarını anlamıştım.” Avare yıllar.
“Oturduğumuz mahalle bir işçi mahallesidir. Siz böyle mahalleleri mümkün değil tasavvur edemezsiniz. Harap, eski, yanık tahtalar, çarpık sokaklar…Sıtma, trahom , frengi, verem akıyor beyim… Sonra sefalet beyefendi, fuhuş beyefendi, açlık beyefendi…” Yağmur Yüklü Bulutlar-syf96
Tanrı; “Yürü ya kulum! “ deyip de bankadan krediyi koparınca, karısı, kırk yıllık arkadaşları, sokak satıcılarıyla küçük memurlar gözüne pire kadar gözükmeye başlamıştı. Artık elini cebine attı mı, ellilik, yüzlük, beş yüzlüklerin demetini çıkarıveryor, lokantada, bar ya da pavyonlarda hesabı başkalarının görmesini hakaret sayıyor…..Yoklıuk devrinin arkadaşlarından da bucak bucak kaçar olmuştu…”Yağmur yüklü Bulutlar-syf133
“Annen? “- Tütünde çalışıyor” “Kardeşlerin?” “-Ben bakıyorum” “Neredeler şimdi?” “-Mahallede” “Sen niye çalışmıyorsun? “ “-Yaşım küçük diye almıyorlar fabrikaya” “ Dur ,çıkaralım bu ıslak külotu” “Ayy,sonra?” “Beyoğlu’ndan yenilerini alırız”syf 224
“ Kocaman paketi kucaklıyor, ama içinde bir huzursuzluk. İnsanın paronu da olsa bir yabancı ne diye bu kadar iyi davransın? Bir yanda bütün bir ellilik, öte yandan kocaman bir kesekağıdı meyve. Niçin? Yoksa tav mı?” –Bir Filiz Vardı-syf87
“Şehrin dışında , harap barakaların aydınlık pencereleriyle uslu uslu yattığı semte kalın sesli, iri gövdeli korkunun kalın öksürdüğü dehlizin gaz lambasıyla ışımış ağırlığına varacaklardır. “ Nerde kaldınız? “ diye soracak kalın sesli korku. “ İşten…” karşılığını verecekler.” Syf144
“Para için evlenmeye niyetim olsa…” “-Niyetin olsa ?” “-Necla’nın mavi hususili patronunu hemen tavlarım. Tavlarım da ne kelime? Herif avucumun içinde…” syf154
“ Birden Kosti Usta’nın kocaman ayakları:
“-Al şu elli lirayı. Geç Karaköy’e. Git Hiristi Usta’ya, emanetleri al gel! “-Sokakların Çocuğu-syf79
“Yaz, kış onu orda, görevli kahyasının bulunduğu o sokakta, dolmuşlara müşteri bulmak için bas bas bağırır görmeğe alışmıştım: Aksaray- Beyazıt, Aksaray-Beyazıt !
-Aksaray bir, Aksaray biir!” –Sokakların Çocuğu-syf231
Yukarıda değişik Orhan Kemal kitaplarından , köyden kente göçmüş kır yoksulları, kent işçileri, işsizleri yaşam koşullarıyla, açlık ve yoksulluklarıyla Orhan Kemal Bakışı”yla yansıyor. Ekmek herkese yetecekken milyonlarca insan yoksullukla boğuşuyor.
Orhan Kemal de 1932 yılında çırçır fabrikalarında işçilik, dokumacılık, ambar memurluğu yapmış, yoksulluklar yaşamış .Bunları yaşamdan alınan dersler olarak ele almış, canlı ve yalın sorunlar olarak edebiyatın içine, öykülerle, romanlarla unutulmayacak güzellikte yapıtlara dönüştürmüştür. Bereketli toprakların yosul yazarı olarak her muhalif yazarın, aydının yaşadığını yaşamış, 1938 yılında yargılanmış,1940 yılında Bursa Cezaevinde Nazım Hikmet’le tanışmış.1943 yılında tahliye olmuş.1966 yılında tekrar tutuklanmış.
Ezilenin Ezileni Kadınlar Orhan Kemal Yapıtlarında
Kadın işçiler de “ Erkeklerle birlikte kırk-elli derece güneşin altında, aç susuz, on beş –on altı saat çalıştırılan ırgatların” çoğu kadın işçidir. Çapa yapan, pamuk toplayan,on iki bilemedin on üç-on dört yaşında ölmüş teyzesinin, halasının, ablasının kimliğiyle çırçır fabrikalarında, toz bulutu altında çalışırken ya da “ Taşçıkan”da tarihin en eski mesleğini yaparken görülürler. Günün bütün yorgunluğu üstündeyken evde de çalışmaya devam eden, yemekti, bulaşıktı, yamaydı, dikişti diye çalışan işçi kadınları Orhan Kemal kadar gerçekçi anlatan olmamıştır” diye belirtir Tahir Şilkan.
Ayrıca bütün öykü ve romanlarındaki kadınlar da gerçektir, yaşamış insanlardır, kentlerin sokaklarında, gecekondu semtlerinde yaşamaktadırlar.İşsizlikle, yoksullukla boğuşurken merdiven altı atölyelerde, fabrikalarda sigortasız-sendikasız, düşük ücretle on –on iki saat çalışmaktalar. Taşeron işçilikle esnek çalışmaya kurban edilmekteler. Ve bu günkü yaşamlarını yazacak Yeni Orhan Kemalleri beklemekteler…
Halkın Sanatçısı Orhan Kemal
“Halkın sanatçısı, halkın savaşçısı demektir. Savaşçılar ölür, fakat onların yarattığı birikimler, onların bıraktığı sağlıklı miras, çok sonralara ulaşacaktır. Evet Orhan Kemal yaşayacaktır. Onun yaşamasını hiçbir kuvvet , hiçbir güç önleyemeyecektir.” Diye belirten Çukurova’nın bir diğer halk sanatçısı Yılmaz Güney de Orhan Kemal de yaşıyor, halkın yüreğinde, vicdanında yaşayacaklar da….
Yararlanılan kaynaklar:
1_Türkiye’de Roman ve Toplumsal Değişme-Fethi Naci
2-Türk Romanına Eleştiriel Bakış-Berna Noran
3-Tahir Şilkan-Sosyal medya yazını
4-Grev-Öykü-Orhan Kemal
5-Bir Filiz Vardı-Roman-Orhan Kemal
6-Yağmur Yüklü Buutlar-Orhan Kemal
7-Avare Yıllar-Orhan Kemal
8-Sokakların Çocuğu-Orhan Kemal