Ellerin değince elime,
kalbim, yeni kanatlanmış kırlangıç kuşları gibi çırpınırdı.
Sonra seni bir titreme alırdı,
alırdın beni yalnızlığın hoyrat ellerinden, Nili.
Sonra uçardık üveyiğin kanatlarında,
yollar geçerdik,
geçmezdik yağmurlardan.
Islanırdık gecelerin yıldızlarını doldurup gözlerimize,
uykular biriktirirdik —
düşleri ikimiz olan.
Sonra sen, Nili,
otururdun kalbimin göğe bakan yanlarına.
Göğsüne yasladığım başımda,
şefkatinin en merhametlisi dururdu.
Ellerin… ellerin…
parmak uçların,
yaralarımın merhemi olurdu.
Ah Nili, akşam oluyor,
mavi bir tutku kaplıyor önce göğü,
sonrası zifir, sonrası elem, sonrası karanlık…
Sensizlik, tenime saplanmış dikenli bir çıban.
Gözlerini yolla Nili,
gözlerin ay ışığıdır rüyalarıma ki,
sen seversin ayın şavkından şarkılar dinlemeyi.
Bana da ninniler söyle bu gece,
denizin yanaklarından süzülen yakamozlarla…
Göçmen kuşlar göğü sahipleniyor Nili,
kurak topraklara koşmadan,
düşmeden incileri bulutların…
İçim zırıl zırıl ağlıyor.
Dilim, adına sarılmış, çözülmüyor;
gölgemizin suya değdiği yerden vuruluyorum.
Ben aynı ben, Nili…
Dizmedim tabutumun çivilerini —
yani ölmedim.
Yani kurumadı ağacımız.
Etrafımız kabuk, etrafımız yosun…
Sen çevir başını,
dal uçlarıma bak:
hala yeşil başaklar veriyorsa,
topla umudunu ve sarıl,
sar sarabildiğin kadar…
Erit gecelerin ıssızlığını,
kalbin yeter buna — biliyorum.
Sevdanı dirilt nefesinde yeniden.
Son nefesteyim,
bir dokunman bin cana bedeldir şimdi…
Ve sen Nili,
ne zaman gitmeye kalksan,
dağların temelleri sarsılır,
kırılır kanatları göçmen kuşların.
Nili — bir bakışınla söndürürdün şehrin tüm ışıklarını istesen.
İstesen deniz fenerleri yanardı ışıltınla.
Yürüdüğünde kaldırımlar titrerdi,
sen elini kaldırdığında bütün kuşlar havalanırdı özgürlüğe.
Seni soruyorlar Nili…
Diyorum ki:
topraktır,
içinden nehirler akan münbit bir ovadır.
İlkbaharda çiçekler açar göğsünde,
anasıdır bütün kelebeklerin.
Bal toplayan arıların kraliçesidir sonra.
Sararan buğday başakları rüzgarla dans eder,
saçlarıdır uçuşan yusufçuklarla.
Çeltik tarlalarına düşen gölgelerde…
Sonbahardır diyorum;
sararan yaprakları toplar eteklerinde.
Ormandır diyorum;
derinliğinde üşüten, korkutan bir yanı vardır ıssızlığında.
Seni soruyorlar…
Anadoludur diyorum —
yurttur gönlüme.
Ararat’ın eteklerinde uçuşan rüzgardır.
Erciyes’in doruklarına sarılmış kardır.
Yardır, yarendir,
tren istasyonlarında hasretten yüreği kavrulmuş asker oğlunu bekleyen;
ya da nöbette vurulmuş yavuklusundan
bir haber gelir umuduyla
posta katarını gözleyen genç kızdır.
Islak mendiliyle sızlayan yüreğini
avucunda tutup umutla…
Kimse bilmez Nili,
kimse görmeden yazıyorum şiirini senin.
Bırakalım her şeyi bir kenara —
dağlar, ovalar, nehirler, hepsi bir yana.
Sesini duymayalı aylar olmuş, Nili.
Yatalak hasta gibi pencerenin kenarına uzanıp,
içeri sızan rüzgarın sesinde duyuyorum sesini.
Sıcaklığını hissetmek için
yüzümü camlara dayıyorum bir de.
Ve ben biliyorum ki Nili,
ruhum her gece senin kucağında uykuya dalar.
Senin ellerin dokunur saçlarıma
ve gece uzun uzun hasret türküleri mırıldanır
yıldızların ışıldayan sesiyle kulağımıza.
Ve günlerden bir gün —
suların güneşte yandığı bir gün,
rüzgarın dallarda uykuya daldığı bir gece,
yıldızların körebe oynadığı bir zaman —
ben yine seni düşünüyor olacağım Nili.
Gemiler uzak limanlara taşıya dursun yokluğunu;
hınca hınç insan kalabalıklarının içinde,
tenim yanık buğday sarısı,
saçlarım kirli beton grisi…
Seni arayacağım şehrin arsız sokaklarında —
kaybolduğunu bilerek üstelik.
Sen ki ne zaman sussam anlardın
ağrıdığını başımın.
Dilim damağıma yapışır seni düşündüğümde, bilirsin.
Çünkü sen değersin Nili —
sensiz olan her şeyin karşısında.
Ben ise değersiz bir kıtmirim,
peşinde kıymetini arayan.
Ruhumsun sen Nili.
O uzak şehrin sokaklarından çok daha önce duyumsamıştım bunu;
henüz tutamamışken ellerinden
ve dilim söylememişken
damağıma yapışmış kelimeleri.
Ruhumsun — bu yüzden,
ayrı durmuyor hiçbir şiir aklımdan.
Kalbimi dağıtıp dağıtıp
yeniden topluyorum her akşam,
şehrin sokak lambalarının altından.
Belki yine gelirsin,
saat gecenin orta yerinden ikiye ayrıldığı bir zamanda.
Dağılmış bir pazar tezgahını toplar gibi,
toplarız savrulan yanlarımızı —
aşktan, sevdadan, ayrılıktan arta kalan ne varsa.
Kalın kitaplar okudum Nili;
içinde binlerce hece
ve acıdan mayalanmış kelimeler,
ketre gibi dizildi dudağımın kıyısına.
Hangi sayfayı çevirsem,
yüzünün kıvrımları yansıdı gözlerime — hasretten.
Geçen zaman,
rüzgarın şımarıklığına kapılmış.
Sayfaları tarumar olmuş bir kitap gibi duruyor avucumuzda.
Dilimin zembereğinde asılı duruyor hikayelerimiz.
Ah bu yağmur mevsimleri,
en çok gözlerime yarıyor.
Her damlaya muhtacım;
tuz dolu kirpiklerimi ıslatıyorum.
Göğe bakıyorum mütemadiyen,
göğe sakladığım gözlerine.



