Merasimin bitmesini bekleyen dilencinin kızarmış burnu, yüzü ve göğe açılmış avucunu çevreleyen parmakları titriyordu. Kimse ona sıcaklık vermiyordu. Cami avlusuna giren tüm bedenler musalla taşında yatan tabuta doğru yaklaşmıştı. Üzgündüler.
Bense küçüktüm. Tabutun karşısında babamın hemen yanında yer almıştım.
Annemin ördüğü kahve renkli Selanik desenli atkı boynumdaydı. Kafamda bere burnumda kızarıklık. Burnumu çekerken havanın da üzgün olduğunu düşündüm. Hava, bugün saks mavisi kumaştan bulut desenli elbisesini giymişti. Babamın etli geniş pütürlü ve soğuk elini tutuyordum. O da gözlerini kısmış yaşlarını tutuyordu.
Dudakları çok az açık içindeki havayı dışına üflüyordu. Hemen yanımda başkasının babası, “yazık oldu” dedi. Bu sözü onaylayan sessiz bireylerin evetleri zikzaklar çizerek arkamdaki kalabalıkta eridi.
Son evetçinin bel hizasından annemi fark ettim. Kadınlara sarılmış başörtüsü yarım açık elinde dua kitabı sessizce ağlıyordu. Gözüm caminin işlek yola bakan aralıklı beton sütunlarına takıldı, arabalar hızla geçiyordu yoldan. Biz avludakiler duruyorduk yol akıyordu. İki katlı bir otobüs kırmızı ışıkta durdu. Önde üst koltukta çatlak camın arkasından bir kız çocuğu bana bakıyor dil çıkarıyordu. Biz hala duruyorduk. Küçük kızın önündeki cam buharlaştı. Yeşil yanınca babam elimi sıktı önüme döndüm.
Kızarmış gözleriyle bana bakıyordu yanakları ıslaktı. Kalabalıkta kıpırdanmalar artmıştı biri “imam geldi beyler,” diyordu. Gözüm önümüze dikilen imama takıldı beyaz cübbesinin içinde üşüyordu ama üzgün değildi, deneyimliydi. Ellerini kaldırarak avuçlarını göğe çevirdi.
Dilenci aklıma geldi baktım yerinde yoktu. Belki de hata yapıyordu tek avucunu değil de ikisini birden açmalıydı göğe.
Herkes âmin demişti deneyimliye. Bende içimden dedim. Babam dâhil diğerlerinin babası tabutu omuzlarına aldılar önde deneyimli imam vardı.
Cami avlusunun çıkış kapısında üç basamak merdiven vardı. Benim dilenci merdivenin sonundaki basamakta sağda oturuyordu. Kimse ona bakmadı. Babamın uzun paltosuna yapışmıştım. Kalabalıkla beraber caddeye çıktım. Aklım ayakları morarmış dilencideydi. Ona dönüp baktığımda genç bir adamın eğilip avucuna para bıraktığını gördüm. İkisi birden bana dönüp el salladılar. Tabut cenaze arabasına yerleşince babamın paltosunu çekiştirdim.
Bana baktı. Gözleri ve yanakları daha çok kızarmıştı. Eğildi.
“Abim nerede?” diye sordum.
Tabuta dönüp baktı. Tekrar baktı. Bana döndü. Yutkundu. Dudaklarını çiğniyordu.
Göğüs kafesi hızlıca yükselip alçalıyor gözlerinden yaşlar akıyordu. Bana sarıldı.
“O artık çok uzakta” dedi.
Anlamadım ona güldüm. “Yo burada sadece bizden saklanıyor saklambaç oynuyoruz biz” dedim.
“Peki, öyle olsun” diye cevap verdi babam.
Son kez dilenciye ve yanındaki abime el salladım.
Arabaya bindik.
…BİTTİ…
Yazıyı nasıl buldunuz?
Oy için yıldıza tıkla!
Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı
Oyu yok
We are sorry that this post was not useful for you!
Let us improve this post!
Tell us how we can improve this post?

