Ayağımı sedire doğru uzattım. Bacağımın sancısı dayanılmaz olmuştu. Koca sarayda hizmetimde olan yüzlerce insan var. Bunların onlarcası da hekim. Hem öyle sadece icazet almışlardan değil. Vakti zamanında diyâr diyâr gezip ilimlenenlerden. Semerkand terbiyesi alan bile var. Ahmedî… Sarayımın en değerli hekimi. Boşuna hekimlerimin başı yapmadım onu. Bilgisi de yerindedir görgüsü de. Lâkin şimdi başka bir hekimimin fikrini almayı uygun gördüm.
Mihri… Canıma can saydığım sevgilim. Gideli yıllar oldu ama sevgisi de anısı da gitmek bilmedi.Bazen yanımda nefes alışını duyar gibi oluyorum lâkin mümkün değil, biliyorum. Bu kez ona benzeyen yegâne kişiden şifa aranıyorum. Saçlarının karası aynı Mihrimin saçları gibi. Reddetmez de gelirse ona Mihrimin aynasını vermek istiyorum. Tabi kabul ederse. Mihrim beni ne kadar sevdiyse kızı da o kadar nefret ediyor benden. Eh, itiraf etmek gerekirse ben de bunun için epey uğraştım. Kapımdaki solaklardan biri geldiğini haber verdi.
Kumru, Mihrimin incisi, içeri girince evvela tüm dikkatini bana verdi. Burnunun kırışmasından anladım ki odamın kokusundan memnun kalmadı. Yanıma yaklaşıp selam verdi. Nasıl yaptıysa başını eğerken bile mağrur duruşundan ödün vermedi. Sargılarımı çözerken çok dikkatliydi. Yaramın üzerine sürülen merhemin rayihası odayı doldurdu. Bu merhemi Ahmedi mi hazırladı, diye sorarken yüzüme baktı. Evet, dedim. Esasen sorusu anlamsızdı. Ahmedi dışında bir hekime güvenmediğimi baş düşmanım Timur bile bilirdi. Kumru’nun hekimliğine de güvenmiyorum zaten. Ama onun gibilerinin çok daha derin bilgileri ve sırları olduğunu biliyorum. Ben onun ellerini izlerken onun aklından kim bilir neler geçiyor… Ayağınızın üstünde çok durmayın, merheminizi ihmal etmeyin, Zinhar mikrop kapmasına müsaade etmeyin. Daha bir sürü tantana. Sanki kendimi hasta eden benmişim de dikkat edersem geçermiş gibi.
Seni buraya getirdiğim için kızgın mısın, diye soruyorum. Temizlenmekle meşgul olan elleri duruyor. Kalbiyle aklının savaştığı her halinden belli. Başını kaldırıp yüzüme bakınca gözlerindeki kini görebiliyorum. ‘Ailem yok edildi. Abim yok, kardeşlerim donarak ölmeye mahkum edildi. En küçük kardeşim ise güvenliği için benden uzak tutuluyor. Sanki ben ona zara verebilirmişim gibi. Bir tek Bengi’ye sahibim. Bunları göz önüne alırsak iyi olmak için yeterli sebebe sahibim.’ diyerek hıhlamayla tıslama arası bir ses çıkarıyor. Bir anlığına annesine benziyor. Onun da aynı şeyi düşündüğünü anlıyorum. Annesinin beni neden sevdiğini anlamıyor.
Burada mı, diye soruyorum doğrudan. Evet, diyor ve o an omzumda bir başın ağırlığını hissediyorum. Burnuma çağlayan derelerin kokusu doluyor. Karşımdaki kara şamana bakıp başımı sallıyorum. İkimiz de biliyoruz Mihri’nin burada, benim ile olduğunu. O görüyor. Ben ise hissediyorum.
Not : Bu öykü Deniz Canan’ın Larende’nin Vârisleri kitabındaki kişilerden esinlenerek yazılmıştır.



