Ateş gibi yanan göğüslerini sütyenine sıkıştırırken bir yandan da bebeği beşiğe koymaya çalışıyordu koca gelin. Erkek olsa askerliğe yeni çağrılacak yaştaki bir kadına koca gelin denmesi de insana nasıl da koyuyordu. Hele de koca geline. Bebesine her bakışında içi hem sevgiyle doluyor hem de tiksintiyle yüzünü buluşturuyordu. O olmasa bu hayata dayanamayacağı düşüncesiyle, o olmasa bunlar başıma gelmeyecekti düşüncesi kıyasıya dövüşüyordu. Ama galip gelen çocuğuna yönelttiği kini oluyordu. O kin ki iki ay dolmadan memesinden bile ayırmasına sebep olmuştu bebesini.
Her şey çocuğun yarı kırkı dolmadan olmuştu
Kocası Ahmet bir gün sallana sallana gelmiş eve ve onu sedire devirip horoz gibi gagalamaya çalışmıştı da kadın günah diye ağlayınca bela okuya okuya çıkıp gitmişti. Dönüşü uzun sürmemişti. Belki de her şey bir tiyatronun yazılı sahnesi gibiydi. Kolunda, yemenisi pembeli şalvarı ütülü bir kadınla çıka gelmişti. Kaynanası hiç tereddütsüz uzatmıştı elini yeni gelene. Kadın uzatılan eli öpüp döşeklerin olduğu odaya çekilmişti Ahmet deyyusu ile. Birden ateş basmıştı koca gelinin memelerini. Sütü ekşimiş de fokurdamaya başlamıştı sanki.
O günden sonra aynı evin içinde bir yeni gelen vardı bir de koca gelin. Koca gelin bebesi her ağladığında isyan ediyor kırıta kırıta yürüyen yeni gelenin bacaklarını kırmamak için kendini zor tutuyordu.
Öyle ya da böyle geçti yıllar. Koca gelin kocadı kaynanası öldü gitti bir Ahmet’le yeni gelen kaldı. Yeni gelenin yeniliği kalmadı ya adını sanını ögrenmek istemedi koca gelin. Çocuğuna da bakmadı Ahmet’e hıncından onu yeni gelen büyüttü desek yeri.
Bir gün okuldan geldi küçük çocuk gözü yaşlı. Öğretmeni azarlamış meğer sonra çıktı ortaya. Sarıldı yeni gelen” noldu kınalım niye kızdı öğretmenin de hele?” diye sordu çocuğun sümüklerini eteğinin ucuyla silerken.
“Örtmen evdekileri çizin dediydi çizdim ama sonra bana kızdı. Seni çizdim, bubamı çizdim sonra kendimi çizdim. Kâğıdın ucuna da koca gelini çizince, bu kim? diye sordu. Bilmem hatırlamıyorum dedim diye kızdı. Evindeki kadını tanımaz hatırlamaz mı insan? dedi.”
“Deseydin ya anam diye be kınalım.”
“Bilmiyom ki anam mı değil mi? Anam olsa sarılırdı. Anam olsa öperdi. Ben bunların hiçbirini ondan hatırlamıyorum.”
Daha da hızlandı çocuğun boncuk boncuk yaşları, yeni gelen dayanamıyor sımsıkı sarılıyor. Anasının yerine sarılıyor. Eve geldiği ilk gün koca geline ne büyük günah ettiğini hatırlamıyor ama yine de o gün anasız kalan yavruya sarılıyor.



