Kibele bir zamanlar yeryüzünün kalbi sayılırdı. Nerede adımı düşse toprak boyun eğer, nerede nefesi değse yeryüzü filizlenirdi. Uzun saçları göllerin yansımasına düşer, su onun gölgesine bakarak kendini berrak sanırdı. Sabah, onun kalbinden doğar; akşam, saçlarının kızıllığında uykuya çekilirdi. İnsanlar o vakitler azdı. Şükür ağır, hırs hafifti. Ama zaman aktı. Takvimler çoğaldı. İnsan arttı. Ve insan arttıkça, kibir kök saldı. Kibele bunu ilk başta sessizce izledi. Çünkü gün doğumu acele etmezdi, gecenin karanlığına uzanan ellerin çekilmesini beklerdi. Toprak ana sabırla beklerdi. Fakat bereket çoğaldıkça insanın açlığı büyüdü. Başaklar altına döndükçe gözler karardı. Toprak artık emanet değil, ganimet sayıldı.
Bir gün, rüzgârın yönü değişti. Irmaklar duraksadı. Güneş, Kibele’nin omuzlarına eskisi gibi sıcak düşmedi. Tanrıça saçlarının kızılını gün batımına bıraktı ve geceden ödünç aldığı karanlıkla örttü bedenini. Çünkü adalet terazisi kırılmıştı. O gece gökyüzü yedi yıldızla titredi. Gökteki yıldızlar, yaklaşan felaketi sezmişti. Endiku adında bir insan, kadim sırların peşine düşmüştü.
Ona öğretilmişti: “Toprağın kalbinde tanrıçanın gücü saklıdır.” Ama kimse ona şunu öğretmemişti: Güç, zorla alınmaz. Nasır tutmuş elleriyle baltasını taşa vurdu Endiku. Her darbe yeryüzünde yankılandı. Toprak inledi. Rüzgâr sustu. Ve o an Kibele ortaya çıktı.
“Dur,” dedi tanrıça.
Sesi ne fırtınaydı ne şimşek… Ama evrenin ilk yaratılışı kadar ağırdı. Endiku durmadı. Çünkü kibir, kulağı kapayan bir lanetti ve kalbini sessizliğe mühürledi. Baltası Kibele’nin göğsüne indiğinde, kan değil ışık aktı toprağa. Işık düştüğü yerde karardı; karardığı yerde taş oldu. Gökyüzü bu manzaraya bakamadı, ay yüzünü çevirdi. Yıldızlar korkudan titredi. Kibele yere çöktü. Ama ölmeden önce toprağa fısıldadı: “Beni öldüren el değil, insanın kibridir.” Sonra bedeni toprağa karıştı. Ruhu yıldız tozuna dönüştü. Galaksilere doğru yükselirken siyah kuşağını beline doladı; yasını evrene taşıdı. O günden sonra bereket kolay gelmedi. Toprak yoruldu. Su akmaz oldu. İnsan doydukça daha aç kaldı. Geceleri yıldızlara bakanlar içlerinde sebebini bilmedikleri bir sızı hissetti. O sızı Kibele’nin feryadıydı. Ve efsaneler der ki: Bir gün insan toprağa hükmetmeyi bırakıp onu dinlemeyi öğrenirse, bir gün kalbini göğe değil vicdanına çevirirse, Kibele yeniden doğacak. Ama o güne dek, kibrin feryadı yeryüzünde yankılanmaya devam edecek.



