Hatırladığım kadarını anlatabilirim,
Tabii ki siz daha iyisini bilirsiniz,
Bilirsiniz mutlaka
Dolmuş durakları falan vardı
Şimdi metro istasyonu olan yerde,
Adamlar bağırırdı
‘Karşıyaka bilmem nere diye
dolmuştan inerdik orada çocukluğumda,
sonra çarşı;
Çocukluğum dedim diye sakın şimdi okutmayın bunları o imgeci aptallara,
Anladınız siz kimi dediğimi;
Hani şu her şeyi sertleşmemiş penisler koca rahimler sanan salaklara
Ki -onlar bir arıza mutlaka bulacaktır – yazdıklarımda.
Ben size hastalık anlatmıyorum ama.
İşte kendiniz okuyun o yüzden.
Çarşıya inerken türlü ses türlü kalabalık.
Ben alışık değilim tabi, küçük caddeleri biliyorum
Daha küçüğüm ve küçük bir şehirde yaşıyorum.
Hoşuma giderdi, insanlar
Çok ciddiydiler herkesler
Kimse kimseyle selamlaşmazdı
Nasıl tanısın herkes birbirini
Yolun sağında solunda uzak ara çalgıcılar, aman karışmasın sesler.
Hoşuma gider şimdi de sevgi göstermesin kimse kimseye
Kocaman adamlarız sevgiden bize ne?
Aman. ciddi bir iş yürümek bu caddeden ve siz önemli insanlarsınız
Aman tebessüm de etmeyin
Ciddi iş yaşamak.
Severim bu çarşıyı
Hala da en sevdiğim yeri İzmir’in,
Kalabalıkta kendini önemli sanan insanların içinden
‘Zaman nasıl da geçmiş’ denen bir hızla denize
-Deniz ki sonsuzluk huzur ve ölüm-
Yürürdük.
Yürümekten öte inişe geçersiniz…
Herkes kendi seçtiği vitrinlere bakar, herkes kendi alışverişinde
Pastaneler, dönerciler,
Elbiseciler, talih kuşçular
İnerdik ‘zaman nasıl da geçmiş’ denen bir hızla
Tamam benzer bir şeyler başka başka bir şeylere
Tamam benzer,
Ama her şeyi bir şeye benzetmeye çalışmayın artık bu yolda
Neyse iniyoruz bu çarşıdan işte bu inişi seviyorum ben .
İzmir’ de sonsuzluğa açılan bu caddeyi seviyorum kalabalıkların içinde.
Öyle yalnız falan da hissetmedim yani
Bayağı ‘ kalabalığın içinde kalabalık’ işte.
2016/İzmir