Geldiğini bilmezdim,
Kokunu bırakmış olmasaydın kapıdaki çiçeğe.
Gidişini de haber etti solmaya yakın bir vakit.
O vakit bir telaş vardı avuçlarımda;
Tutmak mı ister ellerini,
Yoksa kapatmak mı ister gözlerini?
Bilemedim.
Tutsam seni, mabedi giz olmuş bu odada ağlardın.
Görmezsen seversin sandım beni de tanrın gibi.
Bir yoksulun kiri bulaşmış al tenine,
Mahsun güzelliğine karışmış gözyaşları.
Göremedim seni avlusu virane olmuş o mescidde,
Duaların yalnız mı bıraktı seni semada?
Allah’ı anar, yetim analar için ağlardın.
Neden çektin ellerini arştan?
Hür kalacaktık, söz vermiştin.
Şiirler okuyacak,
Bekçiler duymazken sosyalist küfürler edecektik.
Gazâlî gibi mazur görecektik birbirimizi.
Kan yutacak bin gece,
Ama sensiz bırakmayacaktık bir geceyi.
Türküler yazacaktık bu coğrafyayı
Yeni baştan işler gibi.
Gam mı değdi kalemine,
Niye kapattın toprağa bulaşmış kirpiklerini?
Gittiğini kabullenmezdim.
Bir ömür daha dilenirdim
Şirazi’nin şiirlerinde çaresizce.
Yokluğunu ölüm diye betimlemeseydi ilahi kitaplar,
Kutsal bilmezdim başını yasladığın anne kucağını.
Şimdi kokun kabrinde bir çiçek,
Hür kalmışsın.
Kapım olmuşsun ahirete,
Kapımda sen kokulu çiçekler.



