Parkta sabah yürüyüşü yapıyordum. Tasması elimdeydi, insanım önümde ağır ağır yürüyordu. Onu fazla zorlamamaya çalışıyorum çünkü kondisyonu pek iyi değil. İnsanlar genelde böyle oluyor; çabuk yoruluyorlar, sık sık oturmak istiyorlar ve sebepsiz yere telefona bakıyorlar.
Benim insanımın adı Ökkeş. Aslında ben ona Ökkeş adını verdim. İnsan sahiplenince isim koymak gerekiyor. İlk başta birkaç isim düşündüm ama “Ökkeş” ona yakıştı. Biraz yorgun, biraz şaşkın ve çoğu zaman ne yaptığını tam bilmeyen bir yüzü var.
Onu üç yıl önce sahiplendim. Yağmurlu bir gündü. Bir bankta oturmuştu, başını iki elinin arasına almıştı. Yanına gidip biraz bekledim. İnsanlar bazen yalnız kaldıklarında çok tuhaf sesler çıkarıyorlar. İç çekiyorlar, mırıldanıyorlar, bazen de sebepsiz yere şarkı söylüyorlar. Bir süre sonra bana baktı. Gözleri doluydu.
O an karar verdim.
Bu insanı ben alıyorum.
İlk gün biraz zor geçti. İnsanlar yeni bir eve gelince çekingen oluyor. Ökkeş de öyleydi. Sürekli “Ben burada ne yapıyorum?” diye soruyordu. İnsanların bu soruyu çok sevdiğini fark ettim. Aslında cevap basit: Yaşıyorsun.
Başlarda evin içinde amaçsız dolaşıyordu. Bazen mutfağa gidiyor, bazen pencereye bakıyor, bazen de koltuğa uzanıp tavana uzun uzun bakıyordu. Bu davranışın insanlarda oldukça yaygın olduğunu öğrendim. Veteriner arkadaşım bunun normal olduğunu söyledi.
“Endişelenme,” dedi. “İnsanlar düşünme denen tuhaf bir alışkanlığa sahip.”
Zamanla Ökkeş bana alıştı. Sabahları ona yürüyüş yaptırıyorum. Temiz hava iyi geliyor. Ama çok yavaş yürüyor. Bazen parkın ortasında durup gökyüzüne bakıyor. İlk başta hasta olduğunu sandım ama sonra bunun da insan davranışı olduğunu öğrendim.
Parkta diğer köpek sahipleriyle sık sık karşılaşıyorum. Geçen gün Doberman sahibi bir arkadaşım vardı. Oldukça disiplinli bir köpek. İnsanını oturtmuş, ona gazete okutuyordu.
“Benimki biraz tembel,” dedi gururla.
Ben de Ökkeş’e baktım. O sırada bankta oturmuş, bir simitle konuşuyordu.
“Benimki de duygusal,” dedim.
İnsan beslemek sabır istiyor. Mesela Ökkeş bazen gece yarısı uyanıp mutfağa gidiyor ve dolabı açıp uzun uzun bakıyor. Sanki dolapla önemli bir konuşma yapacak. Sonra hiçbir şey almadan geri dönüyor.
Bir keresinde dolabı kapatmayı unutmuştu. Sabaha kadar açık kaldı. Ertesi gün ona nazikçe söyledim.
“Ökkeş,” dedim, “insanlar dağınık olabilir ama dolapla düşman olmanı gerektirmez.”
Bana baktı, başını salladı. İnsanlar bazen söylediklerimizi anlıyor gibi yapıyorlar. Bu onların kibarlık biçimi olabilir.
En çok sevdiğim şey akşamları birlikte oturmamız. Ben halıda uzanıyorum, Ökkeş koltukta. Bazen bana hayatından bahsediyor. İşinden, eski sevgililerinden, çocukluğundan.
İnsanların geçmiş diye adlandırdığı çok kalabalık bir yer var. Sürekli oraya gidip geliyorlar. Yorucu bir alışkanlık.
Geçen gün parkta biri bana sordu:
“İnsan bakmak zor mu?”
Bir süre düşündüm. Ökkeş o sırada bir güvercini izliyordu ve güvercinle göz göze gelince utanmış gibi başka tarafa bakıyordu.
“Zor değil,” dedim.
“Yalnız biraz garipler.”
Sonra Ökkeş’i çağırdım.
“Ökkeş, gel.”
Koşarak geldi. Nefes nefeseydi ama mutluydu. İnsanlar genelde böyle oluyor. Neden mutlu olduklarını tam bilmiyorlar ama yine de mutlu olabiliyorlar.
Başını okşadım.
İyi bir insan.
Bazen düşünüyorum da, insanlar aslında fena canlılar değil. Sadece biraz rehberliğe ihtiyaçları var. Ve tabii düzenli yürüyüşe.
Bu yüzden herkese tavsiye ederim.
Eğer hayatınızda biraz sorumluluk ve bolca tuhaflık istiyorsanız, bir insan sahiplenin. Çok sadık oluyorlar.
Yalnız dolabı açık bırakabiliyorlar.


