İnsan çoğu zaman hayatı yaşadığını zanneder. Sabah uyanır, bir yerlere yetişir, birileriyle konuşur, akşam eve döner ve günün bittiğini düşünür. Oysa çoğu gün gerçekten yaşanmış değildir; sadece geçmiştir. Hayatın büyük bir kısmı, fark etmeden tekrar ettiğimiz alışkanlıklardan oluşur. Aynı yollar, aynı düşünceler, aynı kaygılar… İnsan bazen kendi hayatının içinde bir yolcu gibi hisseder. Gittiği yerleri bilir ama neden gittiğini tam olarak hatırlamaz. Belki de insanın kendini tanıması tam da bu noktada başlar. Bir gün durur ve kendine bakar. Ve içinden tek bir soru geçer: “Ben gerçekten ne istiyorum?” Bu soru ilk bakışta basit görünür. Ama çoğu insanın hayatında cevabı en zor olan sorulardan biridir. Çünkü insan çoğu zaman kendi istekleriyle değil, çevresinin beklentileriyle yaşar. Ailesinin, toplumun, hatta bazen hiç tanımadığı insanların düşünceleri bile hayatının yönünü belirleyebilir. Çocukken bize sorulan sorular bile çoğu zaman aynı kalıpların içindedir. “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulur ama “Nasıl bir hayat yaşamak istiyorsun?” pek sorulmaz. İnsan da fark etmeden kendisine çizilen yolların içinde yürümeye başlar. Bu yüzden insan kendini tanımaya başladığında önce bir şaşkınlık yaşar. Çünkü uzun süre başkalarının hayatını yaşamış olduğunu fark eder. Modern hayatın en büyük tuzaklarından biri de budur. İnsan sürekli bir yerlere yetişmeye çalışır ama nereye gittiğini düşünmeye pek vakti olmaz. Daha iyi bir iş, daha büyük bir ev, daha fazla güven… Bütün bu hedefler insanın hayatını doldurur ama bazen içindeki boşluğu dolduramaz. İnsan bazı anlarda durur ve garip bir sessizlik hisseder. Her şey yolunda görünüyordur ama içten içe bir şeylerin eksik olduğunu hisseder. İşte o anlar çoğu zaman insanın kendine en yakın olduğu anlardır. Çünkü insan kendini genellikle kalabalıkların içinde değil, sessizliğin içinde duyar. Bazen gece yürürken… Bazen bir pencereden dışarı bakarken… Bazen de hiç beklenmeyen bir anda. Hayatın gürültüsü azaldığında insanın iç sesi daha net duyulur. O ses bazen çok şey söylemez. Sadece küçük bir rahatsızlık hissi bırakır. Sanki insanın içinde bir yer, daha farklı bir hayatın mümkün olduğunu hatırlatır. İnsan o anlarda kendine biraz daha yaklaşır. Çünkü insan bazen yanlış bir yola girer ama o yol ona kendini öğretir. Bazen bir hayal gerçekleşmez ama o hayal insana neyi gerçekten istediğini gösterir. Hayatta çoğu şey planladığımız gibi gitmez. Ama belki de hayatın en öğretici tarafı budur. İnsan bazen kaybettiği şeylerin ardından kendini daha iyi tanır. Bazen bir başarısızlık, insanın kendine daha dürüst bakmasını sağlar. Bu yüzden hayat çoğu zaman bir plan değil, bir keşif yolculuğudur. İnsan kendini bir anda tanımaz. Yavaş yavaş tanır. Bir kitapta… Bir cümlede… Bir yolculukta… Bazen de bir kayıpta. Hayatın her dönemi insana küçük bir parça gösterir. İnsan o parçaları zamanla birleştirir ve bir gün geriye dönüp baktığında kendine şu soruyu sorar: “Ben gerçekten böyle bir hayat mı istiyordum?” Bu sorunun kesin bir cevabı yoktur. Belki de olması da gerekmez. Çünkü insan sabit bir şey değildir; sürekli değişen bir varlıktır. Dün düşündüğümüz birçok şeyi bugün farklı görebiliriz. Dün çok önemli görünen şeyler bugün anlamını kaybedebilir. İnsan büyüdükçe bazı şeylerin aslında sandığı kadar önemli olmadığını fark eder. Başkalarının onayı, dışarıdan görünen başarılar, insanların ne diyeceği… Bunların çoğu zaman insanın iç huzuruyla pek ilgisi yoktur. Gerçekten önemli olan şeyler çoğu zaman daha sade şeylerdir. Kendini rahat hissettiğin bir hayat, içinden geldiği gibi konuşabildiğin insanlar, içini sıkıştırmayan bir yaşam… Bu değişim aslında insanın en güçlü tarafıdır. Çünkü insan değişebildiği için büyür. Hayat bazen insana ağır sorular sorar. Bazen beklenmedik yollar açar. Ama bütün bu deneyimlerin içinde insan yavaş yavaş kendi hikâyesini yazmaya başlar. Belki de insanın kendini tanıması büyük bir aydınlanma anıyla değil, küçük fark edişlerle olur. Bir gün bir düşünce değişir. Bir gün bir korku azalır. Bir gün insan kendine biraz daha yaklaşır. Ve belki o gün insan şunu fark eder: Hayat bir yarış değildir. Hayat bir yolculuktur. Ve o yolculuğun en ilginç tarafı şudur: İnsan bütün hayatı boyunca bir şey arar. Ama çoğu zaman aradığı şey, aslında kendi içindedir.



