Bir daha şiir yazmayacağım. En azından birkaç ay yazmasam belki kendime gelirim. Dağları da göresim yok. İki bin beş yüz rakım, belki üç bin ve üzeri… Böyle rakımda insanın çılgınca şeyler yapası geliyor. Hatta kelimeler bile anlamından sapıyor biraz. İnsan karlı çam ormanlarına tepeden baktığında elinden başka türlüsü gelebilir mi?
Bir başımayım. Aynı dağa defalarca çıkıp her seferinde “bu sondu” dedim. Ama çoğu pazar ayaklarım beni yine oraya götürdü. Yanlış cümleleri doğru yerde bir araya getirmek ya da doğru cümleleri yanlış yerde kurmamak için bu güdüye boyun eğdim. Sonuçta ortaya bu şiir çıktı.
Yeniden okumaya korkuyorum.
Mevsim kış. Bu mevsimde insan şiir yazmamalı. Dağlara çıkmaya da ara vermeli. Hele aylardan şubatsa herhangi bir platoda, yaylada, ormanda ya da zirvede dolaşmak kadar tehlikelisi yok. Nedeni hipotermi değil ama yine de buna evrensel bir neden sunamam.
Bu ayda üç bin metrede olmak yerine o hiç sevmediğim iyotlu yosun kokusunu ciğerlerime çekmeyi yeğlerim. Richter’ın sekiz buçuk saatlik “Sleep” albümünü dinlemeden uykuya dalacağımı bilsem yine de şubatta dağlara çıkmak istemem. Şubat ve karlı çam ormanları birleşince ortaya ölümcül kelimeler çıkıyor.
Yeniden okumaya korkuyorum.
Burası Dünya’nın şekli üzerine tartışabileceğin bir yer değil. Burada sessiz olmak gerekir. Öyle ki insan adını bile fısıldasa bir süre sonra kulağa berbat bir kelime gibi gelir. Böyleyken ben bu şiiri yazma gafletinde bulundum. İnsan üç bin metrede neden şiir yazar?
Akşam oluyor. Bu mavi saatlerde karanlığa sessizce teslim olan karlı çam ormanlarını seyretmek yerine elli yıllık bir binada evlerin isteksizce yanıp sönen gürültülü ışıklarını saymayı tercih edemem.
Bu döngü beni mahvediyor.
Homo Sapiens Sapiens
Tecrit edildim
İlk insanın doğumuna tanık olmakla
Benzer bir yanı yok bunun
El çekilmiş boylamlara sürülmek gibi daha çok
Melez bir akşamüstü
Dönüyorken ana yurduna bir süvarinin
Yalın ayak ölmesi gibi
Hangi çağ temize çıkarır
Yakama sinmiş murdarlığını
Acıya evrilen çiçeklerin
Hiç yetişmiyorken toprağında hale
Kim şükreder güzelliğine
Acıya evrilen çiçeklerin
Fazla kırılmış
Ve onlarca renge ayrılmış beyaz ışığım ben
Hangi karanlık toplar beni
Bir eklem bacaklı gibi tırnağın ucuyla itildiysem yeryüzüne
Yirmi birinci yüzyıla konduramamışsam kendim



