Her şey yarıda kalmış. Tamamlanmamış hiçbir şey. Ne sevinçler ne üzüntüler… Sevinçlerin içine bir parça üzüntü, üzüntülerin içine bir parça sevinç karışmış. Yalnız ve sessiz bir odada yarım kalan işleri tamamlama çabasına girmişim. Alt çekmeceye yarım kalan üzüntülerimi, üst çekmeceye yarım kalan sevinçlerimi , orta çekmeceye de yarım kalan duygularımı koymuşum. Ya ileriki çekmeceye ne demeli oraya da tamamlayamadığım mutluluklarımı koymuşum. Bu işi tam yaptım, dediğim anda içime bir kuşku düşüyor: ‘Acaba tam yaptın mı?’ diye soruyor bana. Geriye dönüp baktığımda tamamladığım hiçbir şey yok. Kendini kandırmaktan ibaretmiş bütün çabalar. Bir gün göçüp giderken bu dünyadan insanları tanımayı da yarıda bırakmış olarak gideceğim. Tabii onlar da hiçbir zaman tam anlamıyla beni tanımamış olacaklar.
Bütün işler gibi insanın birbirini tanıması bile hep yarıda kalacaktır.


