Sen yokken her şey aynı mı kaldı zannediyorsun?
Değişmedi mi rüzgârın yönü?
Yağmurla ağlamadı mı çiçeklerin gülen yüzü?
Parmaklarım kendilerince bir savaşa girdi, buralar kan.
Ellerin bana kollarını açtığı o an, gül en solgun mevsiminde doğdu bu nisan.
Ve ben sana iki kez aşık olmuştum;
Ne sen sor ne ben anlatayım.
Ne hoş bir buse kondurdu yanaklarıma hicran…
Ne yapayım bilememiştim arkamda öylece dikildiğin o an.
Sağ elim sol tarafımı mesken edindi,
Sadece eller üşümezmiş.
Nefes alınca sevdaymış buğulanan,
Göğüs kafesimde bir turna; özgürlüğüyle beraber tutuklanan.
Sol taraflarımdaki kafeslerdi ellerimin seçtiği,
Özgürlüğü sende bulmak bütün benliğimin tek temsili.
Sana iki kez aşık olmuştum;
İlkinde sana ulaşamayacak kadar küçüktü parmaklarım,
Sendin ayak uçlarımla erişmeye çalıştığım.
İkincisinde seni hissedemeyecek kadar buruşuktu parmaklarım;
Islaktı buralar; ağlamaktan, saklamaktan, saklanmaktan ve yağmurlardan sırılsıklam.
Dur! Her şeye iki günlük mola…
Ve sana mahal veren bütün bu yaşanmamışlıklara.
Sana iki kez aşık olmuştum;
Bir müddet ver bana, üçüncü olursa sağ çıkamam ve tutunamam bu kafes parmaklıklarına.
Sadece bir müddet soluklanacağım;
Sevmek için bağırmak mı gerek?
Fısıldadıklarımdasın.



