Bugün sevdiği adamın dünyaya ‘Merhaba.’ dediği gündü. Bugünün hayalini aylar öncesinde kurmuştu. Ve tam da bugün onları gerçekleştirmek için o da sabaha ‘Günaydın.’ diyerek uyanmıştı. Sabah henüz uyanıyordu şehrin üstünde. Evden çıktı, elindeki küçük bir defter gece boyunca karaladığı fikirlerle doluydu. Pastanenin yolunu tuttu. Yolda giderken kuşlar onun bu sevincine şahitlik ediyordu. Çocuklar ona gülümsüyordu. Ağaçlar yol boyunca mutluluğun kollarını açmıştı. Yapraklar, üzerinde aşkın şiirlerini yazmıştı.
Pastaneye vardı, pastanenin kapısı bu erken saatte ona açılmıştı. Kokular vardı içeride. Anılarındaki gibi taptaze kokulardı. İçindeki çocuk sevincini ustadan saklayarak ustayla konuştu. Ustaya;
-Bugün eşimin doğum günü. Küçük ama anlamlı bir sürpriz olsun istiyorum, dedi.
Usta ona oturması için bir sandalye verdi. Kadın sandalyeye oturdu. Pencereden geçen insanlara baktı. Hepsi bir yerlere yetişme telaşı içindeyken onun zihni yalnız tek bir ana odaklanmıştı: Eşinin yüzündeki mutluluk sevinci. İçinde taşıdığı bu gizli mutluluk ona güç veriyordu. Aralarında esen o sessiz rüzgâr belki bu sürprizle diner diye umut ediyordu.
Süsleri seçti, mumları saydı. Bir masa ayarladı. Masanın üstüne serilecek örtünün rengine bile karar verdiler. Birkaç balon da olmalıydı. Küçük bir not ‘ İyi ki geldin hayatıma’ diye fısıldayan ya da ‘Birlikte büyüyen bir hayatın en güzel yılı olsun.’ cümlesini haykıran bir kart… Kalbi ve sevgisi yeterdi her şeye ama bu sürpriz de güzel bir anı olarak kalmalıydı.
Zaman avuçlarında nazlı bir kuş gibi duruyordu. Eşine uzanacak o sürpriz anı kalbinin kıyısında renkli renkli çiçekler açtırmıştı. Zaman geçtikçe kalbi avuçlarına alınmış gibiydi. Korkusu ve sevinci iç içe geçmişti. Ama sonra bir telefon… Akşam olduğunda farklı bir yerde farklı kapılar açıldı, farklı bir pastanın üstünde farklı mumlar üflendi. Bir ara eşinin gözleriyle kendi gözleri buluştu. Kadının gözleri ‘Neden benim senin için bir şey yapabileceğimi düşünmedin’ diye sitem ediyordu. Ama hiçbir söz o boşluğu dolduracak kadar cesur olamadı. Gece uzadıkça kadının içinde kırılan şey büyüdü. Yok sayılmanın görünmez olmanın sızısı kalbinin çevresine sessiz bir halka ördü. Onun çabası simsiyah bir gölge oldu. Söylenmedi adı, bilinmedi sürprizi. Bir mum bile onun dokunuşunu taşımıyordu. Kalbinde yok sayılmanın verdiği kırılmışlık vardı. Ama kimse o sesi duymadı. Kimse varlığını hissetmedi. En sessiz yok sayılma verdiğin emeğin kimsenin umurunda olmamasıydı. Sevgi emeğin adının anıldığı yerde filiz verir, bunu anlamıştı.


