• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Röportaj

Çocuk Masallarından Kâbuslara: Sylvain Johnson Anlatıyor — Külkedisi Artık Masum Değil / Serpil Meriç

Serpil Meric by Serpil Meric
31 Mart 2026
in Röportaj
0
Çocuk Masallarından Kâbuslara: Sylvain Johnson Anlatıyor — Külkedisi Artık Masum Değil / Serpil Meriç
0
SHARES
9
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

Çocukluğumuzun masum hikâyelerini alıp onları tekinsiz, sarsıcı ve derinlikli bir gerçekliğe dönüştüren bir isim: Sylvain Johnson. Kanada ve Fransa’da büyük yankı uyandıran Yasaklanmış Masallar (Forbidden Tales) serisinin önemli yazarlarından biri olan Johnson, okuru hem rahatsız eden hem de düşündüren anlatılarıyla dikkat çekiyor. Masalların ardındaki karanlık gerçeği cesurca ortaya koyan yazarla; yazarlık yolculuğunu, ilham kaynaklarını ve insan ruhunun karanlık tarafını konuştuk.

 

— Öncelikle sizi biraz daha yakından tanımak isteriz. Sylvain Johnson kimdir? Bize kendinizden ve yazarlık yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz?

Öncelikle, Türk okurlara resmi olarak tanıtılmam için bana sunduğunuz bu değerli fırsat için içtenlikle teşekkür ederim. Kanada ve Fransa’da korku edebiyatında gerçek bir fenomene dönüşen Yasaklı Masallar (Forbidden Tales) serisine gösterdiğiniz ilgiyi büyük bir memnuniyetle karşılıyorum. Bu, doğrudan Türk okurlara verdiğim ilk röportaj ve bu yüzden ayrıca heyecanlıyım.

Sylvain Johnson kimdir? Her şeyden önce kendimi, sadık bir eş ve bir erkek çocuk babası olarak tanımlayan şanslı biriyim. Kanada’nın Montreal şehrinde doğup büyüdüm ve hayatım boyunca ülke içinde birkaç kez taşındım. Profesyonel yazarlık kariyerime 2012 yılında başladım; ancak ilk kitabımı 2017 yılında ADA Editions aracılığıyla yayımlayana kadar bu yolculuk benim için oldukça zorlu geçti.Aslında yazar olmak istediğimi lise yıllarından, hatta belki daha da öncesinden beri biliyordum. Yazmaya kısa romanlar ve polisiye hikâyelerle başladım, ardından Dungeons and Dragons (Zindanlar ve Ejderhalar) evreniyle bu tutkum daha da derinleşti. Çocukluğumda sık sık hastalandığım için annem beni erken yaşta kitaplarla tanıştırdı. Okul günlerinde çoğunlukla evde olduğumdan, okumak için bolca zamanım vardı ve bu durum hayal gücümü besleyen en önemli etkenlerden biri oldu.Bugün yayımlanmış 20’den fazla romanım var ve üretmeye devam ediyorum. Yazmak benim için yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda vazgeçilmez bir tutku. En çok korku, fantastik ve gerilim türlerinde yazıyorum ve eserlerimi Fransızca kaleme alıyorum.

 

— Klasik masalları karanlık ve yetişkin odaklı bir şekilde yeniden yorumlama fikri aklınıza nasıl geldi? Özellikle Külkedisi’ni (Cinderella) bu kadar karanlık bir atmosfere dönüştürme süreci sizin için nasıl gelişti?

Yasaklanmış Masallar fikrinin arkasında yazar ve yayıncı Simon Rousseau yer alıyor. Bu konsepti ortaya atan ve projeye hayat veren de kendisi. Farklı yazarları bir araya getirerek kolektif bir yapı oluşturdu. Açıkçası, bu projenin bu denli büyük bir ilgi göreceğini onun da öngördüğünü sanmıyorum; ancak yıllar içinde seri büyüyerek dalga dalga yeni masallarla genişlemeye devam etti. Benim için ise bu yolculuk en başından itibaren başladı. Projenin ilk aşamasında yer alan yazar grubunun bir parçasıydım. Simon Rousseau’dan gelen teklifi kabul ettiğim günün, hayatımda bir dönüm noktası olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu fırsat için hâlâ büyük bir minnettarlık duyuyorum.

Seri kapsamında kaleme aldığım ilk eser, Hamelin Fareli Köyün Kavalcısı (Le joueur de flûte de Hamelin) oldu. O dönemde bu hikâyenin Quebec’te oldukça bilindiğini düşünüyordum; ancak zamanla bunun pek de öyle olmadığını fark ettim. Bu kitabı sırasıyla Küçük Deniz Kızı, Külkedisi, Fındıkkıran ve son olarak Kurşun Asker izledi.Proje için belirlenen kurallar ise oldukça net ve sınırlıydı: Hikâyeler günümüzde, Quebec eyaletinde geçmeli; korku, şiddet ve vahşet unsurları barındırmalı ve mümkün olduğunca karanlık bir atmosfer sunmalıydı. Bu çerçeve, yaratıcılığımızı sınırlamak yerine aksine daha da keskinleştiren bir alan sundu.

 

— Külkedisi hikâyesini intikam temasıyla yeniden yazarken, karakterin karanlık dünyasını ve atmosferini oluşturma sürecinizde sizi en çok ne etkiledi veya zorladı?

Külkedisi söz konusu olduğunda, bunun bir intikam hikâyesi olacağını en başından beri biliyordum hatta böyle olması gerektiğini hissediyordum. Kendi hayatının mahkûmu haline gelmiş, ilerleyemeyen ve özgürlüğünden yoksun bırakılmış bir Külkedisi fikri beni derinden etkiledi. Ona üzülüyordum. Bu yüzden daha ilk sayfalardan itibaren, üvey kız kardeşlerine yaptıklarının bedelini ödetmeye karar verdim. O sahneleri yazmak benim için son derece tatmin ediciydi.Atmosferi kurmak ise neredeyse kendiliğinden gelişti. Bir cenaze evinin bodrum katında, ölü bedenlerle birlikte yaşadığını düşündüğüm bir karakteri karanlık bir dünyanın içine yerleştirmek hiç de zor olmadı. Hikâyeye gizemli fareleri, küllerin ağırlığını ve kaçınılmaz bir şiddet duygusunu ekledim.Anlatmak istediğim temel duygu şuydu: İntikam cazip olabilir, hatta kimi zaman baştan çıkarıcıdır; ancak her zaman bir bedeli vardır.

 

— Okurların zaten bildiği bir masalı yeniden yazarken, orijinal hikâyeye ne kadar sadık kalmak gerektiğine nasıl karar veriyorsunuz?

Yasaklı Masallar’ın en güzel yanlarından biri de bu: Bir masalın orijinaline ne kadar benzeyeceği konusunda önceden belirlenmiş bir kuralımız yok. Bu yüzden bazı kitaplarda orijinal masalı net bir şekilde fark edebilirsiniz, bazılarında ise neredeyse tanıyamazsınız. Bu bilinçli bir tercih ve bence okurlar için oldukça eğlenceli. 1800’lerde yazılmış bir hikâyeyi günümüze uyarladığınızda, onu bugünün gerçekliğine uygun hâle getirmek için birçok şeyi değiştirmeniz gerekir. Bu, yazar için büyük bir meydan okuma, ama oldukça keyifli bir meydan okuma. Benim masallarıma gelince; örneğin Külkedisi’nde orijinal hikâyeyi tanıyabileceğinizi düşünüyorum, ancak bazı özgürlükler de aldım. Umarım sonuç hem tatmin edici hem de mantıklıdır.

 

— Hikayelerinizde masalların masum dünyasıyla karanlık bir gerçekliği bir araya getiriyorsunuz. Sizce masallar aslında en başından beri insan doğasının karanlık tarafını anlatmanın bir yolu muydu?

Yıllar boyunca okurlarla en çok karşılaştığımız durumlardan biri, ilhamımızın Disney’in yeniden yazdığı masallardan geldiği izlenimiydi. Bu durum kafa karışıklığına yol açtı; insanlar bize örneğin 101 Dalmaçyalı’yı yazıp yazmayacağımızı soruyordu. Projeler için seçtiğimiz masalların hepsi, Disney onları sevimli ve aile odaklı hale getirmeden çok uzun zaman önce yazılmış hikayelerdir. Grimm Kardeşler, James Matthew Barrie (Peter Pan), Hans Christian Andersen gibi isimlerin bu hikayeleri, çocukları korkutmak ve onlara bir ders vermek için yazılmış karanlık uyarı masallarıydı. Bu masallar çok eski zamanlara dayandığı için insan doğasının karanlık tarafını çok iyi yansıttıklarını düşünüyorum. Üvey anne ve üvey kardeşler tarafından kötü muamele gören bir çocuktan, onu ihmal eden bir babaya kadar; bugün bile bazı durumlarda dünyada gördüğümüz şey budur. Kim olduğumuzun gerçeği. Bir yazar için insan doğası harika bir ilham kaynağıdır.

 

— Masalların ürkütücü ve karanlık yönü okuyucular üzerinde neden bu kadar güçlü bir etki bırakıyor sizce?

Bu soruyu düşündüm çünkü insanlar neden bu tür hikâyelerden hoşlanıyor, çoğu zaman onları etkileyip, travma yaratabilir ve hatta şok edebilir. Birçok insanın karanlık takıntıları, karanlık düşünceleri var ve herkes gibi bana da korku çekici geliyor. Hiç yol kenarında bir kaza yerine denk gelip yavaşlamadınız mı, bir şeyler görmeye çalışarak? Bu ürkütücüdür  ama hepimiz neredeyse bunu yapıyoruz. Karanlık insanları çeker ve ırk olarak kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi sorgulama fırsatı sunar.

Sizinle bir şey paylaşmak istiyorum: Kitap fuarlarında ve imza günlerinde, okuyucular bize gelip hayatlarının en üzücü hikâyelerini anlatıyor; nasıl mücadele ettiklerini, zorluk yaşadıklarını, trajedilerle baş ettiklerini. Ve bu insanlar bize diyor ki, ellerine kanlı korku dolu kitaplarımızı aldıklarında, kendilerini daha iyi hissetmeye başlamışlar. Artık hayatlarını dolu dolu yaşayan insanların sayısız tanıklığı var ve bunu okudukları kitaplara borçlular. Garip gelebilir, ama mücadele eden insanlar, kendi hayatlarından daha zor durumda olan karakterlerin olduğu bir kitap okuduklarında, travmalarını karakterlere aktarabiliyorlar. Bu, bir şekilde özgürleştirici.Umarım kitaplarım sizde de iyi ve kalıcı bir izlenim bırakır ve serinin diğer kitaplarını okumak istersiniz.

 

— Çocukluğunuzdan derinden etkileyen veya korkutan bir masal var mı? Bugün yeniden yazılsaydı, içinde en karanlık gerçek ne olurdu sizce?

Aslında, çocukken beni korkutan bir hikâye vardı: Le bonhomme sept-heures ve bu, Fransız-Kanada’daki Hayalet Adam’a denk geliyor. Ve serideki bir yazar bunu yeniden yazdı! Henüz okumadım, ama umarım benim çocukken hissettiğim kadar korkutucudur.

 

— Bir hikâyede “kötü karakter” gerçekten kötü müdür yoksa genellikle yanlış mı anlaşılır?

Kötü karakterleri yazmaktan büyük keyif aldığım için, onların çoğunlukla yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Neden? Çünkü siyah-beyaz karakterlere inanmadığımdan. Kötü insanlar çoğu zaman korkunç şeyler yapar çünkü haklı olduklarına inanırlar. Onlar için doğru olan budur. Durumu görme biçimleri, romanın kahramanı için oldukça farklıdır. Kötü karakterler esastır; karanlık, ışığı haklı çıkarır, tüm romanlarda iyi ile kötü retoriğini sağlar. Kitaplarımda bazen kötü kişi kazanır, iyi kişi ölür; çünkü hayat böyledir. Adil ve doğru olmak başarılı olacağınız anlamına gelmez! Kötü karakterler çoğu zaman kendileri de mağdurdur. Onların eylemlerini haklı çıkarmıyorum, sadece çoğunlukla yanlış anlaşıldıklarına inanıyorum. Bazen, iyi bir insan olmamıza rağmen, birinin hayatında kötü kişi olabiliriz. Sadece kötü bir ayrılığı düşünün.

 

— Bir karakterin karanlık yönlerini yazarken onlarla empati kurmak zor mu oluyor?

Çok iyi bir soru. Elbette, karakter çocuklara veya masum insanlara zarar veriyorsa, empati kurmak zor olabilir. Özellikle karakter hedeflerine ulaşmak için beklenmedik ve gereksiz eylemler yapıyorsa. Yargısızlık mümkün. Bir yazar olarak, yazdıklarınızdan kolayca kopabilirsiniz; en azından benim durumumda, kınadığım veya rahatsız olduğum şeyler hakkında yazıyorum. Ama örneğin, Le Cerbere adında bir roman yazdım; bu benim en karanlık ve en şiddetli kitabım. Yazarken durmak ve ne yaptığımı tekrar düşünmek zorunda kaldım; acaba fazla mı oldu diye. Bu karakterle empati kurmadım, o romanın kahramanı olmasına rağmen.Bazı karakterlerin karanlık yönlerini yönetmek ve kabul etmek daha kolaydır; bir kusur veya tuhaf bir özellik gibi. Hepimizin içinde, belirli durumlarda ortaya çıkan karanlık bir yanımız olabilir. Tabii ki, romanımdaki bazı karakterlerin aksine, hayatta daha iyisini yapmaya çalışırız.

 

— Yazdığınız karakterler arasında sizi en çok etkileyen hangisi oldu?

Bence en çok olumlu şekilde etkileyen karakter, Küçük Denizkızı romanındaki Henry the Lobster Boy’dur. Bugün bile, kitaplarımı okuyan çoğu kişi için favori olduğunu düşünüyorum ve birçok okuyucunun onu sevmesi beni çok etkiledi. O, acı, zorluk ve cesaretin simgesi; hayatının aşkını arayan bir adam, ama aşkı elinden alınmış.

 

— Yazarken kendinizi durdurduğunuz veya “Bu fazla olabilir” dediğiniz anlar oldu mu?

Evet, Le Cerbere kitabını yazarken oldu. Yine de yazmaya devam etme riskini aldım ve iyi ki de yapmışım. Bazı kitaplar herkes için değildir ve bu yüzden tetikleyici uyarılar vardır; böylece sadece uygun kişiler romanları okur. Seri  kesinlikle 18 yaş ve üzeri okuyucular için.

 

— Yazdığınız bir sahne sizi gerçekten korkuttu mu?

Bunu söyleyemem.

 

— Korku edebiyatının insan ruhunu ifade etmenin en dürüst yollarından biri olabileceğini düşünüyor musunuz?

Bence öyle. Uzun süre korku edebiyatının karşılaştığı sorun, kurumsal geçerlilik eksikliğiydi. Bazı akademisyenler türü küçümsüyor ve okumaya değmez olarak görüyorlardı. Onlar için gerçek edebiyat değildi. Bence işler yavaş yavaş değişiyor ve daha fazla tanınmayı umuyorum, özellikle pazarın büyük bir parçası olduğu için.

Hepimizde karanlık bir ruh var; şiddet ve korkunç şeyler yapma potansiyeli. Düşünün, yasalar, polis, asker, yargıç ve bazı ülkelerde hapis veya ölüm cezası var. Ama bazı insanlar için bu, suç işlemeye karşı yeterli caydırıcı değil. Bu insan ruhu. Pek çok kitapta, kendimize ve doğuştan gelen karanlığımıza karşı sürekli bir mücadele bulursunuz.

 

— Korku edebiyatının insan psikolojisini anlamak için güçlü bir araç olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet. Biz karakterlerimiz gibiyiz; karmaşık ama bir şekilde çevremiz tarafından motive ve etkilenmişiz. Bir karakterin motivasyonlarını anlamak için biraz psikoloji bilmeniz gerekir; bir kurbanın nasıl tepki vereceğine dayanmak ve kitabın okuyuculara aktarmaya çalıştığı duyguları daha iyi hissetmek için. İnsan psikolojisi tüm kararların, tüm eylemlerin temelidir ve karakterler çoğu zaman anlayabileceğiniz veya anlayamayacağınız şekilde davranır, sorular ortaya çıkarır. Bu soruların cevapları kolay bulunmaz, ama dünyayı görme biçiminizi değiştirebilir.

 

— Hangi eserinizin filme uyarlanmasını  istersiniz?

Vay canına! Kitaplarımdan birinin filme uyarlanmasını görmek ne kadar harika olurdu. Açıkçası, Forbidden Tales serisinden birini seçmem gerekseydi, muhtemelen Cinderella derdim. Çünkü onu yazarken hikâye zihnimde adeta bir film gibi akıyordu. Yazarken çok yoğun görsel imgeler yaşıyordum. Şiddeti, hızlı temposu ve karanlık atmosferiyle, doğru oyuncu seçimiyle harika bir film olabileceğini düşünüyorum.Bunu okuyan bir film yapımcısı var mı acaba?

 

— Karakterlerinizden biriyle bir günlüğüne yer değiştirme şansınız olsaydı, hangisini seçerdiniz ve neden?

Hiçbir zaman karakterlerimden biriyle yer değiştirmezdim. Çocukluk arkadaşım bir keresinde bana demişti: “Karakterlerinin hayatı korkunç.” Ve haklıydı; mutlu şeyler yazmam, mutlu şeyler okumam. Ama gerçekten hiç seçeneğim olmasaydı, A Man Among Gods romanımın ana karakterini seçerdim; Superman’in hikayesinin farklı bir perspektifle yeniden anlatımı. Bu kahramanı seçerdim çünkü inanılmaz güçleri var ve kim uçmak veya yenilmez olmak istemez ki?

 

— Şu anda yeni bir proje üzerinde çalışıyor musunuz yoksa okuyucularınızı bekleyen sürpriz bir hikâye var mı?

Evet. Hep yeni projeler üzerinde çalışıyorum ve her zaman gizli. Seriler üzerinde yıllar geçirdikten sonra, tek başına bir roman yazmaya dönüyorum. Eğlenceli olacak, oldukça farklı ve dört gözle bekliyorum.

 

— Şu anda okuma listenizde hangi tür kitaplar var?

Korku, fantastik ve dedektif hikayeleri okumayı severim. Ne kadar karanlık olursa o kadar iyi. Ayrıca tarihi kurgu da severim.

 

— Sizi derinden etkileyen veya sık sık yeniden okuduğunuz bir kitap var mı?

Kısa bir liste var. Ara sıra tekrar okuduğum üç kitap: Stephen King’den The Dead Zone, Anne Rice’dan The Secret of the Bones ve Jean-Christophe Grangé’den Le Passager. Bunlar muhteşem, iyi yazılmış ve güçlü kitaplar, hâlâ güncel. Bana göre başyapıtlar.

 

— Türk edebiyatından tanıdığınız veya okuma fırsatı bulduğunuz yazarlar var mı?

Şu an söylemekten utanıyorum ama yok. Ama artık meraklıyım ve Türk edebiyatının çok zengin, harika yazarlarla dolu olduğunu gördüm. Şimdi ödevim, korku veya kurgu kategorisinde bazı Türk yazarlarını okumak; keşke orijinal dillerinde okuyabilseydim. Belki öğrenmem gerekir!

 

— Türk halk masalları veya zengin tarihe sahip efsanelerini araştırma şansınız oldu mu?

Türkiye’de kitaplarımız yayımlandıktan sonra bazı araştırmalara başladım, çünkü kültürünüz hakkında sınırlı bilgiye sahiptim. Ve ne sürpriz, hayal gücümü beslemenin harika bir yolu! Ülkenizin uzun bir tarihi ve zengin bir edebî mirası var. Dünyada gezmek istediğim yerlerden biri burası. Bir dahaki sefere konuştuğumuzda, bu soruyu ve bir önceki soruyu daha iyi yanıtlayabilmek için daha fazla bilgiye sahip olacağım.

 

— Kitabınızın Türkiye’de yayımlanması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Haberi duyduğumda inanamadım. Kendimi çimdiklemem ve e-postayı tekrar okumam gerekti. Hikâyelerimizi Quebec’te geçiyor ve Fransızca yazılmış bir şekilde başka bir ülkede okuyucuların keyifle okuması büyük bir onur.

 

— Son olarak, Türk okurlara iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Teşekkür ederim! Hepiniz harikasınız ve bir gün sizinle yüz yüze tanışmayı gerçekten çok isterim. Sosyal medyada o kadar aktifsiniz ki; oluşturduğunuz güzel ve düşünceli paylaşımları çok seviyorum. Harika bir okur topluluğunuz var. Kitaplarımızı elinize alıp bize ulaştığınız, düşüncelerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. Hayalimi gerçeğe dönüştürdünüz!

Sizler dünyanın en tutkulu okurları arasındasınız ve umarım kitaplarımın daha fazlasını kitapçılarınızda görme şansım olur. Ben sizin kültürünüzü ve ülkenizi daha çok öğrendikçe, umarım siz de benim ülkem ve kültürüm hakkında biraz daha şey öğrenebilirsiniz. Bu, yaratma ve hayal gücüne duyulan aynı sevgiyle birleşmiş iki topluluk arasında bir köprü.

Ve diliniz gerçekten çok güzel! Tekrar teşekkür ederim.

 

Sylvain Johnson ile yaptığımız bu çarpıcı söyleşi, masalların aslında ne kadar derin, karanlık ve insana dair olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Onun kaleminde masallar artık yalnızca çocuklara anlatılan hikâyeler değil; insan ruhunun en karanlık köşelerine tutulan birer ayna. Kimi zaman rahatsız eden, kimi zaman düşündüren bu anlatılar, okuru kendi iç dünyasıyla yüzleşmeye davet ediyor.Korkunun yalnızca ürkütmekle kalmayıp iyileştiren, sorgulatan ve dönüştüren bir gücü olduğunu hatırlatan Johnson, edebiyatın sınırlarını zorlamaya devam ediyor. Görünen o ki, onun karanlık dünyasında anlatılacak daha çok hikâye, keşfedilecek daha çok gölge var.

Bu özel röportajın gerçekleşmesinde katkısı olan BKMKİTAP ve DOKUZ YAYINLARI’na teşekkür ederiz.

 

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

YAKAMADIĞIN MEKTUP

Serpil Meric

Serpil Meric

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Çocuk Masallarından Kâbuslara: Sylvain Johnson Anlatıyor — Külkedisi Artık Masum Değil / Serpil Meriç
  • YAKAMADIĞIN MEKTUP
  • Çapraz
  • MODERN CENAZE
  • SERÇE

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.