Çekmecedeki Sır
Burçin Kıtır
Belediye anonsu sabahın dokuzuyla mesaisine başladı yine. “Mahalle esnaflarından Fehmi Sarı vefat etmiştir. Cenazesi bugün ikindi namazını…” Bir bir azalıyor mahallenin küçük esnafı. Kimi az ileriye açılan alışveriş merkezinin yoğunluğuyla eksiliyor kimi de Hakka yürüyüp yitip gidiyor. Bu yıl kapanan sekizinci dükkân olacak Fehmi abinin nalbur dükkânı. Bazen eve bile gitmez kıvrılıp yattığını bilirim dükkânda.
Nerden mi bilirim? E ben bu mahallenin daimî dilencisiyim. Kim akşama ne pişirecek, kim dükkânı kaçta açıp kapatmış, kim dükkâna karısını kızını uğratmazken dükkânın arkasında namazlık denilen yere karı kız atmış her bilgi bende. Arada bir önüme konan sus payı iki tas çorbayla sesim çıkmaz görmez olurum ayıplarını. Hem bana nesi ki? Günü gelince ben yanmayacağım bu günahlardan öte tarafta sonuçta.
Fehmi abinin dükkanına yakın konumlanıyorum bugün. Ayakları benimki gibi ufacıktı rahmetlinin. Birazdan konu komşudan biri ruhu evden, mekândan uzaklaşsın yoluna gitsin diye koyar bir çift kundura kapıya. E biz de nasiplenmeyelim mi?
Naciye abla geliyor göbeği sallana sallana. “Duydun mu anonsu Gamsız? Fehmi bey ölmüş. Ne iyi adamdı oysa, hiç de duymadık hastalandığını. Neden ölmüş niye ölmüş biliyorsundur anlat hele.” Diye diye taramalı tüfekle tararcasına soru yağmuruna tutuyor beni. Bilirim içten içe yanık Fehmi’ye bir süredir. Yoksa kim saatlerce sardığı sarmaları tencere tencere kiracısına taşır ki? Sabahları da sıcak poğaça getirir bazen, Ay Fehmi beyciğim kokmuştur, ölümü görün bir tanecik yiyin bahaneleriyle adamcağızın dayanır kapısına. Fehmi saf mıydı yoksa anlamaza mı gelirdi bilmem, çok oralı olmaz bir an önce kadını kapıdan da dükkândan da yollamaya bakardı.
Naciye karısı benden yeterince bilgi alamayınca en iyisi dükkânı toparlayayım deyip cebinden çıkan bir tomar anahtarla kapıyı açıp içeri daldı. Her yer her yerde olan nalbur dükkanlarından değildi Fehmi abinin dükkânı. Hep tertemiz hep bir düzenli. Mahallede Mualla ablanın ipçi dükkânı var onun dükkân bile bu dükkândan dağınıktır diyeyim anlayın siz.
Masaya yönelen Mualla hemen çekmeceleri karıştırmaya başlıyor belki bir iz bir ipucu bulurum ölümüne dair umuduyla ama yok. Çekmeceler renk renk not kağıtları, uçları açık kurşun, süslü tükenmez kalemlerle dolu. Masanın altında dışarıdan fark edilmeyen bir etajer var. Bak bunu ben de bilmiyordum. Ne vakit aldı ne vakit getirdi koydu dükkâna bilmem. Mualla abla fark etmiyor, ben de ses etmiyorum. “Sen en iyisi evi topla burda pek bir şey yok abla, ben çekmeceleri bir poşete doldurup sana getiririm.” deyip kadını yollayınca merakıma yenik düşüp anahtar arıyorum fellik fellik. Masanın üzerindeki kalemliğin içinde buluyorum küçük anahtarı. Rahmetliye bir özür yolluyorum canı gönülden ve açıyorum etajerin üst gözünü.
Nice zaman sonra son gözü de kapatıp usul usul çıkıyorum dükkândan, her zamanki köşeme doğru seğirtiyorum. Fehmi abi bunca yıl bunca sırrı nasıl tuttu yüreğinde? Nasıl hiç açık vermeden idame ettirdi yaşamını? Ondan mıydı Mualla’ya pas vermemesi. Sırrına sadık kalmak için miydi mahalleliyle hafta sonu maç izlemeye gidişleri? Peki ya hiç aksatmadığı cuma namazları? Benim adımı Gamsız koydu mahalleli yıllar önce gamdan kederden ağlayıp sokaklarda yatıyorum diye, meğer en gamlımız en kederlimiz Fehmi abiymiş ya. Kimseye diyemem bir şey, benden duymamalı hiç kimse. Ölen ölür ardından konuşulur sonra susulur. Ama benden duyulursa sır artık barındırmaz beni buralara mahalleli.
İşte geliyor Mualla şok halde. Nerden duydu? Haberi kimden aldı acaba? Gassal mi fark etti yoksa sağlık görevlileri mi? Kim dedi acaba ona Fehmi abinin aslında Fehime adında bir kadın olduğunu. Yozgat’tan Aydın’a kaçıp, kocasının katillerinden Fehmi kimliğiyle saklandığını, bu sırrı ölene dek saklamak için bir senaryonun içinde yıllardır çabaladığını da biliyorlar mı? Bilemezler ki. Tüm sır, tüm senaryo etajerin gözlerinde saklı olan günlükte gizli çünkü. Ben diyemem bir şey. Mualla keşfetsin isterse ya da kim isterse o bulsun etajeri. Ben Fehime ablaya da Fehmi abiye de ayrı ayrı dua edip gamsız yaşamıma geri döneceğim. Bana nesi?

