gökyüzünde tozan bir bulut kümesi,
sanki kırılmış şeftali bir pudra.
dökülür de parça parça
sızar uçağın titrek kanadından.
küçük oval pencerenin sürgüsü kalkar,
kemerler bağlanır sırayla;
“şak” diye bir ses hizaya çekiverir
kırmızı bantla metal toka kavuşunca.
emniyette olmak — insanın en büyük düşü,
dalda gezen bir maymunken bile.
aynı korku hâlâ burada: uçmak
kuş gibi pike yapıp inememek toprağa.
şu can yelekleri mesela:
tıpkı annemizin altınları gibi.
hiç görmesek de
emin miyiz?
bir kuytuda saklandıklarına.
ne bu sarı can yelekleri
ne de üç kuruşluk altınlar
çıkaramaz bizi hiçbir karanlık cepten
yüzüstü çakılmışken suya.

