Bir boşluğu mu doldurmak yoksa senin için açılmış bir alana mı kaplamak…
Beden kendisi için ayrılan boşluğa sığmaya çalışır. Hayat dediğimiz şey de biraz buna benzer; çoğu zaman bize sunulan, çizilmiş, ölçülmüş alanlara uyum sağlamaya uğraşırız. Omuzlarımızı daraltır, sesimizi kısar, hayallerimizi katlayıp içimize yerleştiririz. Çünkü bize öğretilen, boşlukları doldurmak ve taşmamaktır.
Oysa insan, yalnızca bir boşluğu doldurmak için var olmaz. Herkesin içinde, kendine ait bir genişlik, bir derinlik vardır. O alan ne başkasıyla ölçülür ne de başkasına benzetilerek anlam kazanır. Asıl mesele, sana biçilen kalıplara sığmak değil; senin için ayrılmış, sana ait olan o alanı fark etmek ve o alanda var olabilmektir.
Çünkü bazı alanlar dolduruldukça kaybolur. Üzerine başkalarının beklentileri, korkuları ve yargıları yerleştikçe donar, sertleşir, seni senden uzaklaştırır. Bu yüzden önemli olan bir boşluğu doldurmak değil, senin için ayrılmış bir alanı dondurmaktır. Onu başkalarının müdahalesinden uzak, saf ve sana ait haliyle saklayabilmek…
İnsan bazen büyümek için genişlemek zorunda değildir; bazen de olduğu yeri koruyabilmek en büyük direniştir. Kendi alanını bilmek, onu savunmak ve gerektiğinde “buraya kimse giremez” diyebilmek… İşte o zaman beden de ruh da gerçekten sığacak bir yer bulur.
Ve belki de o an anlarsın: Mesele sığmak değil, kendine ait olanı kaybetmeden var olabilmektir.
Nevin Yılmaz


