Tepsinin üzerinde dedemden yadigar olan fincandan çıkan dumanlarla içim adeta huzur buluyordu. O da çok severdi kahveyi. Her bir yudumda geçmişle şu an arasında gidip geliyorum. Belki de kahveye olan tutkum ve sevgim ondan bana geçmiştir.
Kahve çekirdeklerini önce özenle kavururdu. İstediği tava gelince alır, sabırla beklerdi. Kendi eliyle oyduğu öğütme makinesinde var gücüyle kolu çevirip kahvenin hazneye dolmasını bekleyişi, hala gözümün önünde. Ve sonunda muhteşem an… Köz ateşinin üstünde kendi emeğiyle öğüttüğü kahveyi pişirirdi. “En iyi kahve bakır cezvede olur.” derdi, “Sade ve okkalı olmalı.” Ateşin koru ile usul usul pişen kahve, kenarlarından kabarmaya başlayınca dikkatle alır, fincanlara boşaltırdı. İlk önce koklar sonra içerdi. O ilk yudumu aldığında yüzünde ‘tam kıvamında olmuş’ diyen o gülümseme belirirdi.
Şimdilerde kahveyi kavurup, öğütüp, kor ateşte pişirmesekte her kahve içtiğimde aklımda canlanan bu anlar beni hep hüzünledirir. Elimde tuttuğum bu fincan beni o günlere bağlayan en güçlü köprü. Bu fincan sadece kahveye değil, dedemin babasından miras kalan, göçüp geldiğimiz diyarların hepsine şahitlik etmiş, o eski saza da eşlikçiydi. Kahve yanında o sazın telleri dile gelirdi adeta. İkimizin en sevdiği türküyü söylerdi.
“Kır atıma binemedim heybeden,
Ak göğsünü çekemedim ölmeden.”
İliklerime kadar köklerimi hissettiğim bu türkü kahveden sonra en güçlü ortak bağımızdı. Ve ardından dizinin dibine oturup çocukluk anılarını dinlemek öyle güzeldi ki. Kahvenin eşlikçisi olarak yediğimiz o minik gül lokumundan bile daha tatlı olan o muhabbetle, her şey daha aydınlık daha huzurluydu.
Şimdi bu fincanın kulpunu tutarken parmaklarım, dedemin yıllar evvel aynı yeri tutan sıcaklığına değiyor sanki. Vefa dediğimiz şey belki de bir değirmen kolunu çevrirken harcanan o emekte saklıdır. Biz bugün düğmelere basıp hızla tükettiğimiz hayatların içinde, onun usul usul pişen kahvesindeki o dingin huzuru arıyoruz. O fincan benim için sadece bir seramik bir kap değil, içinde özlem ve hatıralar barındıran bir ömür mirasıdır. Ve her yudumda o miras yeniden hayat bulur.



Gayet başarılı.devamını bekleriz…
O kadar duygu yüklü yazılmış ki,kahve içerken aklımıza sürekli gelecek olan bir öykü yazmışsın.Kalemin daim olsun canım 🌻♥️
İçimi ısıttı kaleminize sağlık
Bir fincan kahvenin, geçmişte yaşanılan o naif anılarla günümüzdeki duyguyu yeniden canlandırması beni çok etkiledi. Okurken insan sanki bir anda o zamana dönüyor; kahvenin kokusuyla birlikte anılar canlanıyor, içi ısınıyor. Kahve burada sadece bir içecek değil, geçmişle bugün arasında kurulan sımsıcak bir bağa, zamansız bir hatıraya dönüşüyor,kaleminize sağlık🌸🌸🌸