‘’Modernleşmenin Zihniyet Dünyası Bir Tanpınar Fetişizmi’’ adlı kitabında Besim
Delalloğlu Tanpınar için şöyle bir tanımlamada bulunur. Tanpınar’da Türkiye’de bir
rönesans, reform ve Aydınlanma’nın imkânlarını buluyorum der ve bunun Türkiye
modernliğinin entelektüel temellerini oluşturabileceğini iddia ediyorum diye ekler.(1)
Muasırlaşma, Çağdaşlaşma, Batılılaşma, Modernleşme yani hangi kavramı tercih
ederseniz edin, iki yüz yıllık bu hikâyemizin en önemli tarihsel belleği ve aktarıcısı
Tanpınar’dır. Doğu-Batı, Oriyantalizm, modernizm, modernlik, modernleşme, yerlilik,
millilik vs. Bu kavramlarla muhatap olduğumuzda ilk başvuracağımız otorite elbette
Tanpınar’dır.Bu nedenle bugünkü konumuzun başlığını ‘’Bir Geniş Zaman
Düşünürü A.Hamdi Tanpınar’’ olarak belirledik.
Gerçekten de geçte olsa ’’ yeni bir ada’’ gibi keşfettiğim Ahmet Hamdi Tanpınar için
ortaya koyduğumuz bu perspektifin hiçte abartılı olmadığını bu makalede sanırım hep
beraber görme şansımız olacaktır diye düşünüyorum.
Tanpınar çalışırken uzun süre üzerinde düşündüğüm ve hatta karar vermekte zorlandığım
konuların başında O’nun gibi çok yönlü bir yazarın, şairin, eleştirmenin ve hatta özellikle
romanlarında tarih, sosyoloji ve siyaset bilimi disiplinlerine yer veren bir figürü yazmaya
nereden başlamam gerektiği konusu oldu. Bu nedenle Tanpınar’ı çalışırken çalışmayı üç ana
başlıkta kategorize etmeye çalıştım.
Yazar Tanpınar
Şair Tanpınar
Aydın/Entelektüel Tanpınar
Tanpınar’ın şair, romancı, eleştirmen ve iyi bir estet olması onun çok kapsamlı, bir
entelektüel olmasındandır.
Üç kategoriye sığdırdığımız Tanpınar’ı anlatırken her aşamada O’nun ‘’düşünce insanı’’
olduğu gerçeğinden hareket edeceğiz.
Bu varsayımdan hareketle Tanpınar’ı daha sade ve yalın bir şekilde anlamak için az önce üç
başlıkta kategorize ettiğimiz disipline bağlı olarak önce Tanpınar’ı batılılaşma ve modernizm
nosyonları ile Türk edebiyatına açtığı yeni üslup ve paradigmasını romancılığı ile birlikte
öğrenmeye çalışacağız.
Bir ulusun yada ülkenin klişe semboller olan bayrak ya da tarihsel mekanları, mimarisi yada
bulunduğu coğrafya ile ilgili özellikleri vardır. Bunların dışında bir de kendine özgü edebiyatı,
sanatı olabilir. Bu özellikler bir bakıma o toplumun kendinden ne anladığının da resmidir.
Mesela Amerikan’ın kendine has bir sineması vardır, değil mi?.Bir filmin Amerika’ya ait olup
olmadığı sanırım kısacık bir fragmandan bile hemen anlarız. Hakeza kendi üslubunu
oluşturmuş Batı edebiyatı ya da Rus edebiyatından söz etmek mümkündür.
Türk edebiyatında da Tanzimat ile birlikte romanda ve şiirde yeni uslüp arayışları
başlamıştır.Yeni bir üslup eskisinin bir bakıma töz’ün den ve özü’nden filizlenir.
Her yeni üslûb ne denli yadırganırsa yadırgansın- günün birinde mutlaka karşı çıktığı
toplumsal yapı tarafından benimsenmek ve kabul görmektetir; toplum ayrıksı sanatçıya,
yazara veya yeniyi ortaya koyan özneye bir şekilde hakkını teslim ediyor. Tanpınar’ın son
yıllard hatırı sayılır oranda konuşulması da buna örnektir.
İşte bugün üzerinden konuştuğumuz Tanpınar da aslında ‘’eski köye yeni adet’’ getiren çok
önemli bir yazar, bir entelektüel. Daha sosyolojik bir söylem ile ifade edersek; Tanpınar
modernizm kulvarında gelenek ile beraber yürümüştür.
Ancak burada önemli gördüğüm bir tespite,belki de ayrı bir konu başlığı olabilecek bir de
facto’ya dikkat çekmek isterim;Tanpınar Modern Türk Edebiyatı bir medeniyet kriziyle
başlar der.Gerçekten de bir bakıma iki yüz yıllık moderleşme çabası da aynı zamanda bir
‘’dekadans’’ yani bir bunalım, daha doğrusu Tanpınar’ın ifadesiyle bir ‘’kriz’’ dönemidir,ki
Modern Türk Edebiyatı da bu ‘’dekadans’’ sürecinin etkisindedir.
Şiirsel dünyasını işaret ederken Tanpınar’ın kendi ifadesiyle;‘’devam ederek
değişmek, değişerek devam etmek’’ sözünde karşılığını bulan imtidat kavramına
sadık kalarak geçmişin kültür ve tarihi değerleriyle genel anlamda geleneksel şiirle
bağlarını koparmadığını kolaylıkla söyleyebiliriz.(2)
Bu düşüncemizi Tanpınar’ın Mücevherlerin Sırrı adlı eserinde bir alıntıyla desteklemek
mümkün.
Eski şiirimizi çok defa beşeri olmamakla itham edilir. Sanki insan cinsi bir tek şeymiş
gibi. Halbuki insanoğlunun elinden çıkan her şey beşeridir. Çünkü arkasında hayal
anlayışları, duyuş ve düşünür tarzları ve güzellik hakkındaki fikirler ile bütün bir
cemiyet vardır. Nasıl tek bir meyvede toprağın ta derinliklerinde sızıp gelen meçhul
kudretler bir lezzet ve rahiyye olmuşsa, tek bir mısrada da öylece sayısız ceplerden
beri gelen ananeler, itikadlar, ölü dinler, büyük sergüzeştler velhasıl o dili
kullananların zaman ve mekan içindeki bütün kendilerine adeta bir gaye etmişlerdir.
Araştırılırsa kökler bu kadar derine giden bir şey beşerin dışına nasıl çıkarılır? Zaten
bu beşeri kelimesinden daha müphem veya daha şümbüllü hangi kelime vardır?
Bu anlamda Tanpınar edebiyatımız ve düşünce dünyamızda yeni üslubun‘’en karakterli’’
öznesidir. Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dil ve Edebiyat
Bölümü’nden Yunus Balcı, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Roman Dili Üzerine Bir
Yaklaşım adlı tezinde, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı
içerisinde yer alan Türk Edebiyatı'nın en üslupçu yazar-şairlerden biri olarak kabul
edildiğini yazmıştır. Gerek şiirlerinde ve gerek roman ve hikâyelerinde ve gerekse
akademik çerçevedeki eserlerinde bu yönünü daima görmek mümkündür. Genelde
bir şair hassasiyetine sahip olmasına bağlanan bu durumun özellikle Romanlarda
estetik kaygının yanı sıra Türkçe’yi bütün zenginliğiyle kullanmış geniş bir vokabülüre
sahip olma gibi pek çok özgün tarafın da bunda etkili olduğunu söylemek
mümkündür.
Tanpınar’ın Huzur romanında Mümtaz karakterine sık sık tekrarlattığı ‘’kendin olmak’’ ve
‘’yeni insan olma’’ retoriği de sözünü ettiğimiz ‘’yeni üslup’’ arayışıdır.
Tanpınar ayrıca Edebiyat Üzerine Makaleler eserinde şöyle der;Bizi Avrupalıların
kendilerinden aldığımız şeyler için beğenmesi ve bize hayran kalması mümkün
değildir. Olsa olsa aferin deyip geçerler. Bir de asıl bizim olan şeyleri tanıttığımız
zamandır ki bizi beğenip seveceklerdir. Çünkü o zaman güzelliğin kendi kendisini
tahakkuk ettirmenin yolunda kendileriyle müsavi (eşit) göreceklerdir.
Tanpınar, Osmanlı’da yetişen entelektüel sınıfın düşünce kaynağının referansları olmuş çok
önemli batı filozoflarından etkilenmiştir.
Gerçekten de, çocukluk ve delikanlılık dönemini İmparatorluğun en sancılı ilerinde
geçiren Tanpınar,yeni bir devlet inşasına, en önemlisi batılaşma çabalarına ve bunun
hayatımızda yarattığı ikiliklere de tanıklık eder. Felsefede Shopenhauer ve
Nietzsche’yi okuyan Tanpınar, Freud ve Bergson okumalarıyla şuuraltı rüya ve
zaman konusunda derinleşir. Roman türünde Dostoyevski, James Joyce, Virginia
Woolf, özellikle Marcel Proust’u çok beğenir.
Burada Bergson’un Tanpınar’a olan etkisine bir parantez açmakta yarar var diye
düşünüyorum.
Tanpınar’daki ‘’yekpare geniş an’’, zaman algısı Bergson felsefesinden eklenerek iç dünyasına
var yettiği bir tanımlamadır. Bu bağlamda Tanpınar, ‘’anı’’, öznenin oluşa ve oluşun da
başlangıca katıldığı zaman birimi olarak görmektedir. Tanpınar, ‘’zamandaşlığın’’ ötesinde
ifade edilen bu dünyayı bize hissettirmeye çalışarak, zaman kavramını Bergson’da eklenerek
şirin de hissettirmektedir.
Bergson’a göre gerçek süre insanın içsel hayatıdır. İnsan aynı anda hem
geçmişi hem şimdiyi hem de geleceği yaşayabilmektedir. İnsan belleğe geçmişi
şimdiki zamana ya da ana taşımakta, geçmiş her an bellek içinde var
olabilmektedir. Böylece zamanın kronolojik yapısı kırılmaktadır.
Ahmet Hamdi Tanpınar, zamanın anlayışı, batıllaşma, tarihimiz ve Tanpınar’ın kendi eserleri
aracıyla tartışılmaktadır. Tanpınar, zamanı, geçmiş-şimdi-gelecek doğrultusunda ilerleyen bir
süreklilik olarak algılanmakta ve Tanzimat’tan sonra içine girilen medeniyet değiştirme
sürecinin Türk toplumunun yaşamındaki sürekliliği kırdığına inanmaktadır.(E.Köroğlu.1996)
İşte Tanpınar’ın zihniyet dünyasını oluşturan bu önemli referanslardan yola çıkarak zaman
zaman tartışılan bir konuya Dellaloğlu’nun bir tespiyle devam etmek istiyorum; Tanpınar’ın
muhafazakâr olduğu iddiası, Türkiye modernleşme zihniyetinin ürettiği en önemli
hurafelerden biridir. Tanpınar bir doğu-batı uzlaştırıcı değildir. Yerli değildir, ‘’Asr-ı
Saadet ya da altın-Çağ arayışında da değildir. Tanpınar, geçmişi ve geleneği aslında
şimdiyi zenginleştirmek için önemsiyordu, yoksa onlara geri dönmek, bugünü
tamamen onlara boğmak gibi bir yaklaşımı hiç yoktu. Ama onları bir kaynak olarak en
azından şimdinin yedeğinde tutmak istiyordu, belki de sadece hafızasını sahiplenmek
istiyordu. Tanpınar kendisiyle yapılan bir söyleyişide;’’İkinci Cumhuriyetin Eşiğinde’’
diye bir makale yazmak istiyorum diyecek kadar cesur ve modernleşmeyi kendine
mesele eden bir aydındır. (3)
Tanpınar’a göre roman öncelikle bireyi anlatır. Ancak sözünü ettiği bireyi cemiyetin
içerisinde ele alır. Ne var ki Tanpınar’ın kahramanları, şahsi hayatlarıyla toplum
arasında safını belirlemekte tereddütler ve ıstıraplar yaşar. Yazar, modernist
romanları okur, hem bir medeniyetten diğerine geçmenin kendi toplumunda yarattığı
ikiliye hem de dünyanın yaşadığı savaşa ve buhrana tanıdık eder. Bu bağlamda
Tanpınar’ın romanları zaman ve mekânda ortaya çıkan değişim ve
yabancılaşmasından zengin bir içeriğe sahiptir.
Türk modernleşmesi serüvenini anlamak için Tanpınar okumak gerekir. Tanpınar’ı
daha geniş bir perspektiften değerlendirmek için de elbette Türk romanının referans
aldığı Batılalaşma sorunsalına kısaca değinmekte fayda var diye düşünüyorum.
Berna Moran’ında yerinde tanımlamasıyla; Toplumsal ve tarihsel koşullar batılılaşmayı
Türkiye’nin ve dolayısıyla Türk romanının ana sorunsalı yapmıştı. Yazar için bu soyut
bir sorun değildi. Çünkü laik doğrultudaki modernleşme günlük yaşama girmiş türlü
vesilelerle tanık olduğu bir olguydu. Onun için yazılarımız ne dereceye kadar biz
olarak kalacağız ne dereceye kadar batılılaşacağız sorusu karşısında duyarlıydı. Bu
soruya cevap ararken batılılaşmadan ne anladıklarını belirtmeye, köksüzleşme
tehlikesi karşısında kaygılarını dile getirmeye ya da doğuyla batı değerleri arasındaki
bireşim kurmaya çalışmışlardır ve şöyle devam eder ki, bence çok kapsamlı bir
değerlendirmenin anahtarını veren bir tespittir; Diyebiliriz ki romandaki çatışma
temelde çoğu kez batı ile doğu çatışmasından kaynaklanır ve doğu batı karşılıklı
romanda eski kafa/yeni kafa, idealist/materyalist, gelenekçi/batıcı, hoca/öğretmen,
milliyetçi/kozmopolit, İstanbul yakası/Beyoğlu yakası, mahalle/apartman,alaturka
toplantı/balo gibi türlü karşılıklar biçimde somutlaşır.(4)
Bütün bu anlattıklarımızdan bir ara sonuç çıkarırsak eğer;Tanpınar’ı Osmanlı’nın
Batılılaşma/modernleşme realitesini merkeze alan süreç bağlamında ele almak genel
bir yaklaşımdır.
Tanpınar’ın medeniyet-kültür bağlamında musikiye kültürümüze, mimariye, tarihimize
yönelttiği bakış,ki bu özelliği daha çok Huzur romanında biliyoruz, Yahya Kemal’den
ilhamla fakat onu da aşan ve zenginleştiren yorumlarla kültür ve edebiyat dünyamız
için ufuk açıcı bir şahsiyettir.
Bu anlamda Tanpınar bir yazardan öte bir aydın ve entelektüel olması yanında,
edebiyatımızın önemli bir şairi, edebiyat tarihçisi, eleştirmen, romancı, hikâyeci, ve her
şeyden önemlisi bir estet kimliğine sahiptir. Elbette Tanpınar’ı bu derece önemli kılan
nedenler sadece bu veriler değildir.
Saceddin Turan, Tanpınar’ın Huzur Romanı üzerine yazdığı tezinde, yazarın sükut
suikastına uğradığından yakındığını hatırlatarak, Tanpınar’ın her büyük sanatkar gibi
onun da çağının önünden gittiğini, yani avangard bir sanatçı olduğunu söyler. Bu
durum, Doğu-Batı sorunsallığını yüzeysel bir yorumdan ziyade derin bir kavrayışla
ele alan Tanpınar’ın, roman tekniği bakımından bir takım denemelere giriştiğini ve bu
anlamda Türk Edebiyatı’nda modern hatta postmodern bir tavrın öncüsü olduğunu da
işaret eder. Nitekim Huzur hakkında kendisiyle yapılan bir röportajda, romanının
sanılan aksine tezli olmadığını söyleyen Tanpınar’ın eserine deneme roman demesi
de öncülüğünün farkında olduğunu gösterir.
Tanpınar’ın romanlarında ‘’zaman’’ ve ‘’eşik’’ imgesi çok sık kullanılmıştır ve üzerinde
durulması gereken iki önemli kavramdır.
Zaman kavramı XX. yüzyıl romanının başat konuları arasındadır. Jale Parla’ya göre
20. yüzyıl romanı, ‘’saatin tık tıklarına savaş açmış bir roman’’dır.
Tampınara göre zaman, ‘’yekpare, geniş bir an’’ ve parçalanmaz bir bütündür.
Bargson’un süre kavramından etkilenen Tanpınar, akıp giden zamanın yerine
yaşanan zamanı koyar. estetiği bölünmez bir bütün olan zamanın arayışı haline
getirir.
Tanpınar romanları Abdülhamit Devri ile başlar ve Demokrat Parti’nin iktidarda
olduğu yıllara uzanır. Mahur Beste Abdülhamit Devri’nin anlatıldığı bir romandır.
Huzur ve Aydaki Kadın, James Joyce’un Ulysses, Virginia Woolf’un Mrs Dalloway,
Michel Butor’un Değişme romanları gibi 24 saati anlatır. Huzur romanda nesnel
zaman 2. Dünya Savaşı’nın başlamasını bir gün öncedir. Savaşın başladığı
haberinden sonra roman biter.
Daha öncede vurguladığımız gibi Tanpınar’ın romanlarında sık kullandığı imgelerin
başında çok önem verdiği ‘’eşik’’ şiirinden atıfta bulunduğu eşik kavramıdır.
Aslında Tanpınar’ın iki ‘’eşik’’ şiiri vardır. Bu şiirlerde ilkini 1936, ikincisi ise 1949
yılında yayınlamıştır. İkinci şiir, ilkine nazaran hacimli, imge ve içerik yönünden daha
zengindir.
Tanpınar ikinci şiiri, Konya yıllarında Çin’e dair bir konferansta bulunurken, kapı ile
ışık arasında yer alan bir gözden ilham alınarak yazdığı belirtilir. 20 yıllık uzun zaman
zarfı, şiiri adeta tamamen imge ve sembollerden oluşan kapalı bir metni
dönüştürmüştür. Şiirde yer alan her bir kelime belli bir amaç doğrusunda titizlikle
seçilmiş olup, diğeri kelimelerle birlikte zengin çalışmalar yaratılacak şekilde
kullanılmıştır. Bununla birlikte şair, şiir karşısında müşkülperest tutumdan ötürü
günlüklerinde sık sık bu şiiri yeniden yazma isteğini belirtir. 1961 yılına kadar eşit
şiirine son halini verme çabası, bu şiirin poetik dünyasını ve sanat estetiğini
yansıtması nedeniyledir.
Eşık kelimesinin sözlük anlamına baktığımızda, bu kelimenin mekân, coğrafya,
müzik, mecaz ve psikoloji olmak üzere birçok bağlamda kullanıldığı görülür.
Tanpınar, kelimenin sözlük anlamına bağlı kalmakla birlikte, Eşik kelimesini çok yönlü
bir imge olarak sunmaktadır. Onun eserlerinde sık sık Eşik kavramından hareketle
düşüncelerini geliştirdiğini gözlemek mümkündür. Saatleri Ayarlama Enstitüsünde
kahvehane sürülen hayatın sürrealist, rüyayı çağrıştıran yönünü vurgulamak için
‘’hakikaten buradaki hayat asıl kapının dışında bir hayattı ve onu yaşayanlar o
şekilde yani hiç içeriye girmeyi düşünmeden’’ yahut da bir ayaklarda daima Eşik’te
yaşıyorlardı, açıklamasında bulunur. Deniz şiirinde Eşik ve rüya atmosferi arasındaki
münasebet, ‘’Ve hala eşiğinde yarım kalmış rüyanın’’ mısrasıyla dile getirilir. Benzer
şekilde söz konusu münasebet,
Yavaş Yavaş Aydınlanma şiirinde;
Ey eşiğinde bir anın
Durmadan değişen şeyler
Baş ucunda her rüyanın
mısralarıyla kurulur.
Mahur Beste Romanında karanlığın eşiğinde, merhametin eşiği, atlayamadığı..eşiğin
üstü, ölümün eşiğinde, hikmetin eşiğinde örneklerinden görüleceği üzere Eşik
kelimesine durum tahlilleri için sık sık başvurulur.
Yine aynı şekilde Aydaki Kadın romanında hayatın eşiğinde, düşüncenin eşiğinde,
ömrünün eşiğinde, ölümün eşiğinde, trajedinin eşiğinde örneklerinde gözlemlemek
mümkündür.
Tanpınar’ın beni en çok etkileyen eseri Saatleri Ayarlama Enstitüsü olmuştur.
1961’den yayınlanan eserde Doğu Batı Çatışması içinde kendine bilgi edinememiş,
eşikte kalmış bir adamın çevresinde gelişen olayların yanı sıra, tarihsel dönemler ve
değişim süreci çerçevesinde toplumsal gerçekleri, bireylerin yaşadığı değerler
karmaşası ve kimlik bunalımını, kurumların işleyiş mantığını çarpıcı bulutlarıyla
yansıtmaktadır. Ustaca kurgulanmış bir öyküdeki olayların anlatımında, eleştirinin
yanında ince bir ironiye sıkça başvurulmaktadır.
Toparlayacak olursak, Tanzimat ile başlayan Batılılaşma-modernleşme çalışmaları,
taşıdığı gerilim ve çelişkilerle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda sonra da
devam etmiştir. Bu gerilim ve çelişkilerle beraber oluşan sorunlar özellikle o dönem
yazarlarının vazgeçilmez konusu olmuştur. Bu yazarlardan birisi de buraya kadar
anlamaya çalıştığımız Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. 1901’de doğan Tanpınar, kendi
deyimiyle bir medeniyet buhranının ortasında, bir eşikte doğmuştur.
(1).Dellaoğlu.B.Modernleşmenin Zihniyet Dünyası Timaş Y.
(2).Dellaoğlu.B.Modernleşmenin Zihniyet Dünyası Timaş Y.
(3). Dellaoğlu.B.Modernleşmenin Zihniyet Dünyası Timaş Y.
(4).Moran.B.Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış.İletiişim Y.