Baykal Gölü’ne uzanan patikada yürüyen kadın, soğuktan hiç etkilenmiyor gibiydi. Halk hem korku hem de saygıdan yol veriyordu. Siyah saçlarını kırmızı örtüsünün altında saklıyordu. Nefesi havada kristalleşiyordu.
Emin adımlarla göle ilerlerken, sis suyun yüzeyinde ince bir perde gibi yayılıyordu; ay ışığı suya vuruyor, gümüş halkalar oluşturuyordu. Kadın gözlerini kapattı, sessizce bekledi. Bir yabancı bu manzarayı görse, onun deliliğine inanabilirdi. Lakin o konuşunca; toprak, su, rüzgâr hatta tüm canlılar susardı. Sözleri keskin ve mertti; soran yanıtını içtenlikle alırdı.
Adı gibi ‘’ışık saçan, bilgeliğiyle parlayan’’ Bälik, saçlarındaki kırmızı örtüyü çıkardı; örgüsünü çözdü. Beline kadar uzun saçları ay ışığıyla parıldıyordu. Davulunun yüzeyinde geyik boynuzları, kurt dişleri, kartal tüyleri ve kara kuzgun figürü göze çarpıyordu. Tokmağını belli bir ritimle vurdu; sessizlik göle yayıldı. Buryat savaşçıları şamanlarını korumak için kıyıya yerleştiler.
Baykal Gölü’ndeki sis yoğunlaşırken kadın diz çöktü. Davulunun ritmiyle ruh hayvanını çağırıyordu. Saçları hafifçe esen rüzgârla uçuşuyordu.
- Düş…düş…düş…anlamı sendedir sorunun
Düş…düş…düş… yüküm bendedir
Düş…düş…düş… yolum sendedir
Düş…düş…düş… ruhumun özü sendedir
Umay Ana, devasa bir altın geyiğin üstünde belirdi; boynuzlarının arasındaki ay kadının ruhunu kamaştırdı. Uzak diyarlardan gelen bir dua, kara kuzgunun dilinde anlam kazandırdı:
- ‘’Uzak dünyanın tanrıçası Umay; oğlum ölüyor. Morrigan artık bize yanıt vermiyor. Bedelini canımla kanımla öderim, yardım et’’
Bälik durdu; davulunun ritmi değişti, ruhu farklı bir düşe çekildi. Gölün suları titredi; uzak bozkırları yankısı şamana ulaştı. Yemyeşil ormanlarla dolu bir yerde kara cübbesiyle bir adam kuzgunun başını kopardı; Bälik acıyla inledi. Ağzının kenarından ince bir kan sızdı. Siyah gözlerini adama dikti. Ufak bir çocuğu çevreleyen kötü ruhları sezdi. Adamın eli çocuğun ruhuna uzandı. Kadın hızla ileri atıldı, sol elini adamın kalbinin üstüne koydu.
- ‘’Kara donlu, kara ruhlu, kara yürekli… uzak dur!‘’
Adamın eli geri çekildi. Pis yüzünde acı ve şaşkınlık vardı; şamana döndü ve gülerek:
- ‘’O bizim!..’’
Bälik gözlerini açtı.
Bälik’in Yolculuğu – Gümüş Ay’dan Lochvenna’ya
Şaman hazırlıklarını tamamladı. Buryatlar kadını yolcu etmek için kervanın başında bekliyorlardı. Bälik, siyah gözlerini yerine geçecek olan genç kıza çevirdi; sessizlik içinde anlaştılar. Bay Terek’ten yapılmış asayı kıza verdi; kırmızı örtüsünü saçlarının üstüne örtüp atına bindi.
Gümüş Ay’ın ilk günlerinde, Baykal Gölü’nün soğuk rüzgârı arasında Bälik yola çıktı. Kervan ilerledikçe karlı kaplı patikalar ve puslu orman arkada kalıyordu. Gölün buz tutmuş yüzeyinde parıldayan ay ışığı kadına fısıltılar taşıyordu. Kara kuzgun şamanın omuzuna tünemişti; zaman zaman uçarak yaklaşan tehlikeleri mırıldanıyordu.
Yolculuk uzun ve zorluydu. Atının adımlarındaki ritim ve kervanın uğultusu eşliğinde Bälik hedefe odaklandı. Mola verdiklerinde toprağı, rüzgârı, suyu ve ormanı dinleyip güç topluyordu. Davulunu kısa vuruşlarla yönetirken Gümüş Ay’ın enerjisi ruhuna akıyordu.
Aylar ilerledikçe şaman, kar ve sisli ormanlardan, geniş bozkırlar ve derin nehirlerden geçerken hem fiziksel hem de ruhsal olarak büyüdü, olgunlaştı. Kuzgun göğe yükselip süzülerek işaretleri iletti. Küçük köylerde geceleri kısa ritüeller yaptı, ateşin etrafında dans ederek ve gökyüzüne bakarak Umay Ana’ya dua etti; yolun güvenliği ve kasaba yapılacak ayin için enerji topluyordu.
Bir yılın ardından, toprağın uyanmaya başladığı Kızıl Ay’ın ilk günlerinde kasaba ufukta belirdi. Göl kenarında ince bir pus, taş evlerin üstünde sabah güneşiyle dans ediyordu. Bälik önünde uzanan Lochvenna Kasabası’na baktı. ‘’evimi özledim’’ diye fısıldadı. Kuzgun sol omzuna tünedi. Kervan yorgun adımlarla ilerleyip meydanda durdu.
Halk, kervanda bugüne kadar hiç görmedikleri bu kadını merakla seyrediyorlardı. Siyah saçlarını kırmızı örtüsünün altına gizlemişti; yaşlı Kelt kadın asasına dayanarak Bälik’in atının önünde durup yularını çekiştirdi. Rüzgâr hafifçe eserken kuzgun kanatlanıp yükseldi.
- “Càite a bheil sinn a’ dol?” ( Nereye gidiyoruz?) dedi Bälik
- “Do ghàrradh” (Bahçene ) diye yanıtladı kadın ağır aksak ilerlerken
Kasabanın güney çıkışına doğru yürürken Bälik atından indi. Çizmeleri toprağa değdiği anda çok hafif bir sarsıntı oldu; yaşlı kadın aniden durup başını arkaya çevirdi:
- “Fàilte… tha nàdar a’ cur fàilte ort!” ( ‘’Hoş geldin…doğa sana selam söylüyor’’ ) dedi Kelt kadın
Bälik, diz çöküp ellerini kuru toprağa koydu. Dudakları belli belirsiz aralandı sözler rüzgârla karışıp yükseldi.
- “Rachamaid dhan ghàrradh,” (Bahçeye gidelim ) diye yanıtladı yaşlı kadını
Şifa Bahçesi – Kızıl Ay Ayini
Lochvenna Kasabası’nın halkı taş döşeli patikada ilerleyen kadına şaşkınlıkla bakıyorlardı. Bälik kuzgunun rehberliğinde Eldara (ışığın gizemi) Gölü’nün kıyısındaki bahçeye ulaştı. Yaşlı Kelt düşünceliydi ve sessizce mırıldandı
- ‘’An ban-dia anns na bruadar agam bidh a’ toirt beathachadh dhuinn agus don nàdar a-rithist.” ( Rüyalarımdaki Tanrıça, bizi yeniden doyur tabiata)
Toprağı zengin, şifalı otlarla dolu bahçe taşlarla çevriliydi. Bälik yanında getirdiği arnika çiçeğinin ve yılan otunun tohumlarını bahçeye saçtı. Çiçeklerin kokuları birbirine karıştı. Şaman diz çöktü; ellerini toprağa koydu ve kısa bir dua ile bahçeyi kutsadı:
- “Dùin do shùile, talamh agus uisge; ceangail sinn ris an t-soidhne.” (gözlerini kapat, toprak ve su; bizi işaretle birleştir)
Kızıl Ay gökyüzünde yükselmiş, gölün üzerinde kırmızı parıltılar oluşturuyordu. Bahçedeki her bitki şamana çağrı yaparken kuzgun kuru ağacın dalına tünedi. Siyah tüyleri gecenin karanlığında ışıldıyordu; kısa ötüşüyle zamanın geldiğini ve şamanın ayininden hiçbir ruhun kaçamayacağını anlatıyordu.
Bälik başını göğe çevirdi. Kızıl Ay ruhuna akarken, ölümün bahçesine adım atan çocuğun nefesini hissetti; gözlerinde endişe ve umut aynı anda ışıldıyordu. Davulun ritmik sesi kasabaya yayılırken toprağın ruhuyla birleşti.
Şamanın melodisi Kızıl Ay’a ulaşırken Eldara Gölü’nün sularında hafif kıpırtılar yayıldı. Rüzgâr davulun ritmine uyarak ruhları, gölü, toprağı ve bitkileri şifalandırıyordu. Şarkısı çocuğun bedenine ve ruhuna doluyordu. Genç kadın, odanın camını açıp esintinin içeri dolmasına izin verdi; havadaki şifa ve güç dolu titreşimler kötü ruhları süpürüyordu.
Rüzgâr saçları savururken Bälik ellerini gölün sularına daldırdı. Gözlerini kapadı; derin nefes aldı. İnce bir sis perdesi yayılırken saçları koyu siyahtan gümüşe döndü. Ağzının kenarından sızan kan göle karışırken fısıldadı:
- Is e uisge beatha…the beatha na uisge…nuair a thilleas iad dh’fhaighinn beatha, snàgaidh iad ann an cridhe Umay.”
(Hayat sudur…su hayat…yaşama dönerken dolanır ruhlar Umay’ın yüreğinde )
Kuzgun kuru ağacın dalında kesik kesik öttü; sanki gelecek olana insanları hazırlamak ister gibiydi. Yaşlı Kelt kadın, şamanın birkaç adım gerisinde endişeyle bakıyordu. Dudaklarını araladı ancak sözler ağzından dökülmedi. Gri gözlerindeki parıltılar korku ve umudu aynı anda taşıyordu.
Bälik gölün derinliklerine baktı. Zihni onu kısa bir an doğduğu topraklara götürdü. Oranın en güzel halini düşüne kattı. Ruhu baharda açmayı hevesle bekleyen ağaçlar gibi tomurcuğa durmuştu. Mırıltıları geceye karışırken ince ve uzun parmakları nazikçe toprağa değdi. Sağ elinin üstünde beliren sekiz köşeli yıldızın parıltısı belli bir ritimle artmaya başladı.
Eldara’nın üstündeki sis yavaşça ormana yayılırken kuzgun aniden göğe yükseldi. Birkaç kez uzun uzun öttü. Gagasında taşıdığı altın rengindeki yaprakları şamanın ayaklarının dibine bıraktı. Gümüş saçlar şiddetini artıran rüzgârla havalanırken şaman davulunun ritmini tekrar değiştirdi. Kurt dişleri tehlikeli şekilde parıldadı. Bälik’in yüzü kasıldı. Dudakları aralandı:
- Pençen düşmanları sürsün ruhun onlara ölüm olsun diye fısıldadı
Ormanın kuytularından yükselen uluma sesi Lochvenna Kasabası sakinlerini dehşete düşürdü. Asırlardır bu topraklarda hiçbir kurt var olmamıştı. Morrigan onları terk ederken koruyucu hayvanları da sırra kadem basmıştı. Yaşlı Kelt dizlerinin üstüne çöktü. Etraflarını çevreleyen sisin içinde ona doğru adımlayan kurdun varlığını sakince kendi ruhuna dolmasına izin verdi. Düşünceleri düşlerine karışırken ellerini toprağa değdirdi. Uykuda olan yaşam nehrinin ahenkle akmaya başladığını hissetti. Başını kaldırıp şamana baktı. Saçları gümüş renginden kızıla dönmüştü. Bälik gecenin ortasında davulunu belli bir ritimde tutarken bedeni hafifçe ileri geri gidip geliyordu. Kuzgun üç kez öttü. Dudakları sola yukarı doğru kıvrılan kadın; ayağa kalktı.
Başını göğe kaldırıp davulunu susturdu; etrafında yedi kez döndü. Kartal tüylerinden birini kopararak rüzgârda savrulmasına izin verdi. Zihni berraklaştıkça sekiz köşeli yıldızın parıltısı arttı. Uzaktan bakanlar yeryüzünden göğe uzanan bir yıldız olduğuna yemin edebilirlerdi. Kuru ağacın kökleri sarsıldı. Şamanın bahçeye saçtığı tohumlardan yayılan yaşamın haykırışları ölü ruhları kovuyordu.
- Toprak arındıkça söz özgür kalır
Söz özgür kaldıkça yaşam güçlenir
Yaşam güçlendikçe Tanrıça affeder
Kelt kadın yaşam nehrinin ahenginin kasabanın arazisine yayıldığını hissetti. Gözleri endişeyle şamana baktı ve :
- Ben… zamanımın azaldığı dünyadan göçerim Tanrıçanın dünyasına diye haykırdı
- Çok önce verilmiş sözlerin önüne geçemezsin ‘’Cailleach’’ (kış cadısı) (Kalyah)
- Uzun zamandır bana bu adla seslenilmemişti şaman dedi kadın sesi soğuk rüzgârlar gibiydi
Bälik omuzlarını dikleştirdi. Başını kadına çevirdi ve gülümsedi. Cailleach ellerini ileri uzattı. Sanki şamanla yer değiştirmek için son bir istekte bulunuyordu.
- Cailleach ben gittikten sonra sen de sözünü tutmalısın dedi
Davulunun ritmini tekrar değiştirerek çalmaya başladı. Kuzgun kuru ağacın dalına kondu. Kısa bir ötüş yaptı. Kasaba halkı derin uykuya dalarken Kızıl Ay’ın parıltısı ağacın üstünde yoğunlaştı. Bälik dizlerinin üstüne çöktü. Acıyla yüzünü buruşturdu. Saçları kızıl renkten beyaza dönerken bedeni toprağa düştü. Yüzünü göğe çevirdi. Dudaklarını açıp kapadı sözleri duyulmadı. Derince iç çekti. Ellerini ayağa doğru uzattı. Başı sağ yana göle doğru döndü. Siyah gözleri gökyüzündeki en parlak yıldız gibi ışıldadı; gölün suları titredi. Kuzgun yedi kısa ötüş yaptı. Şaman yavaşça nefesini verdi.
- İyi iş çıkardın kızım dedi
Cailleach sesin sahibine döndü. Yüreği korkuyla çarptı.
- Cailleach sözünü tut dedi kadın büyük altın geyiğin ağzından dökülürken sözleri gölün suları titredi.
Gümüş saçlarının arasında gökyüzünün yıldızlarını taşıyan kadın sol elini kuru ağaca doğru uzattı. Köklerden yükselen yaşam enerjisi dallara ulaştı. Ağaç göğe kadar büyüdü.
- Fiodh Òr-Fhlùr (Altın Çiçekli Kayın) yüksel ve Bälik’in ruhunu selamla dedi
‘’Derler ki uzak diyarlardan yükselen bir annenin çağrısına yanıt verdi Umay Hayat Ağacının tohumlarından birini kızlarının ruhunda büyütürken o topraklara koruyucu olsun diye gönderdi. Kırmızı örtünün altındaki siyah saçlar yıldızlara ulaştı ruhuyla suladığı topraklarda… Fiodh Òr-Fhlùr – Altın Çiçekli Kayın Ağacı dünyanın sonuna kadar orada kök salıyor. ‘’




Ayşen Hanım. Öykünüz çok sürekleyici, devamının gelmesini dilerim. Bilinmeyen kelimelerin anlamını araştırmak okuduğun hikayenin güzelliğini daha çok ortaya çıkarıyor. 2. bölümü sabırsızlıkla bekliyor olacağım…
Merhaba Ayşen Hanım , çok merak uyandıran devamını heyecanla beklediğim öykülerden bir kaçı arasında yer aldı bu öykü … beni derinlerde daha da düşündürmeye ve merak uyandırmaya sürükledi… heyecan ile diğer bölümü bekliyorum