Ayağımın altının Altındağ’ın en çakıl taşlı yerinde,
derimin, en epidermis yeri neyse kesen kıtır kıtır,
sürüyorum.
Bentderesi dolmuşları,
bir politikacı
Ankara Kalesinin üstünde,
“Evet” istiyor.
Kafamın içi sessiz,
sessiz, sessiz, ne kadar sessiz,
anlatacak dilim yok. Ayağımı çakıllara sürüyorum.
Saçım sakalım kirli,
üstümde salaş, sarkık, yeşil kazak, kirli;
eşofmanım delik deşik,
kafamın içi sessiz, sessiz çok
çok.
ilk defa bir ses duyuyorum,
“baba, buraları yıkmışlar”.
Sola çevirdim kafamı,
çünkü bunu (herhalde) diyen oğlanın kafası
sola dönüktü,
oğlan bunu dedi.
Baba. Buraları yıkmışlar.
Sola döndüm…
Kaos, o taşlar, araf taşları, o bıçaklar, kameranın bozuk açılardan bakar gibi
görüyorum hepsini
her biri ayrı boy, çakıl taşları dağınık; çünkü buraları yıkmışlar,
binaları yıkmışlar,
bakıyorum, bakıyorum, hep o taşların gözünden bakıyorum,
buraları yıkmışlar,
kaos,
ilk defa anlıyorum.
Altındağ, Bentderesi, dolmuşlar, insanlar, yalnızlık, burada yalnızlığın,
ne olduğunu yeni anladım, kaos;
sırt üstü uzanmışım ve dünyanın en soğuk sıvı nitrojenlerini boşaltmışlar yüzüme,
anladım.
Ömrümde en çok ait olmak istediğim andı sanırım.
Ve ömrümde korktuğum her şeyden
yalnızlıktan dolayı korktuğumu anladım.
En özgür anlardan biri yıkılmış bina.
Sırtıma bir kara leke ve solgun bir kale bağlamışım,
arkamda tepe tepe Ankara,
kocaman, kara bir evren.
Ankara’nın yüz karası,
Altındağ’ın en kirli insanı bendim.
Bir yere ait olmak istiyordum,
buradaki binaları yıkmışlardı
ve belki bu politikacı beni alırdı diye düşündüm;
ben araba araba mendil satsam,
bu politikacı beni alır.
Başkası almaz.
Hayatımı sonsuz bir film gibi izledim o an,
takımyıldızları arasında sonsuz bir an,
sanki sahteliğin ne olduğunu hiçbir zaman bilememişim,
sanki kimse için hiçbir zaman bir şey yapmamışım;
elimi daldırmışım gibi toza, toprağa, sahil kenarlarının kaynayan kumlar gibi, cıs,
cıs,
kaynatmışım elimi kaldırım tozlarına,
şu yıktıkları binanın tozlarına, taşlarına,
bana hiçbir şey fark etmezmiş gibi,
hiçbir zaman fark etmemiş gibi,
sanki sahteliğin ne olduğunu
hiçbir zaman bilmemişim gibi.
“Abla mendil alır mısın?”…
Almıyorlar.
“Abi mendil alır mısın?”…
Almıyorlar.
Dilimi oturduğum kaldırım kesiyor.
Buranın en kirli insanı benim.
Oturuyorum, sanki kusmuşum gibi yani,
ve kustuktan sonra yine dünyanın en hafif insanı olmuşum.
Yüreğimdeki ne varsa, adı neyse, tozu, dumanı, galaksiyi,
tozu, dumanı, kaosu,
şuraya galaksileri kusmuşum gibi,
baba, kusuyorum
buraları yıkmışlar.
(Ne kadar oturdum, bilmiyorum. Bilemezsin.
Bir boşluk vardı, hiç dolmamasını istediğim.
Özgürdüm.)



