
KENDİ GERÇEĞİMİZ
Gerçek dediğimiz şey asıl varlığımızın; bilincine vardığımız, benzeri olmayan, saf, bizi herkesten farklı kılan ve en özel yanımızken çoğu zaman bunu gizlemeyi tercih ederiz. Hayatın farklı halleriyle tanıştığımız her zamanda bir parça buna göre yaşamayı daha doğru buluruz. Bütün bunların ihtiyaçtan öte zorunluluk olduğu algısı giderek bizi kendinden uzaklaşmaya ve istendik olmayan bazı kalıplara kendini sokmaya zorlar.
Maskeler burada devreye girer. Yaşadığımız sosyal çevrede başka, aidiyet duygusuyla yetiştiğimiz aile ortamında başka, çalıştığımız iş ortamında başka, zamanımızın önemli bir bölümünü geçirdiğimiz okulda başkaca bir görünüş ve kimliğin yansımasına sahibizdir. Bunun ruh halimize iyi geldiği ve mutlu hissettirdiğini düşünecek kadar olumlu bir havaya sokarız bunu.
Oysa gerçek bunun tam tersidir. Bu kabul bizi giderek asıl gerçeğimizden uzaklaştırıp kendine yabancılaşmaya ve giderek öz benliğimizden kopmaya götürür. İç çatışmaların olduğu, duyguların karmaşıklaştığı ve sağlıklı düşünemediğimiz bambaşka bir ruh iklimine gömülürüz. İyi hissetmek bir tarafa her şey anlamsızlaşır gözümüzde. Öyle ki nasıl yapmamız gerektiği konusunda büyük sıkıntılarla cebelleşir durur ve çıkamayız bu girdabın içinden. Neredeyse bildiğimiz her şeye yabancılaşır ve tam anlamıyla koparız gerçeklerden.
İnsan gerçek kimliğiyle vardır ve öyle de bilinmelidir. Başkalarının gözünde iyi bir yer edinmek kaygısı ve korkusuyla asla hareket etmemeli ve bu yanlışa düşmemek için elinden gelen gayreti göstermelidir.
Bölünmüş ve parçalanmış bir benliğin ne sahibine ne de ona bu biçimi vermeye çalışanlara üstün bir yararı yoktur. Zira gerçek ve gerçekliğin uyumsuzluğu bireyin ne sağlıklı bir hayat sürmesine imkan verir ne de iyi ve doğru bir amaca hizmet eder.
Roller elbette ki olmalıdır hayatımızda ama bu roller asla bizden bir başkasını ortaya çıkaracak kadar kendimizle ilişkisiz ve bağlantısız olmamalıdır. Bütün yansımalarımız bizi tarif eden bir anlam ve anlatıma sahip bir izlek üzerinde yer almalıdır.
Asıl rollerimiz yapaylıktan ve yapmacıklıktan çok kendimizle uyumlu olmalı ve sürekli bir özellik kazanmalıdır. Kendi kimliğini bulan her insan aynadan bakar gibi kendine her zaman kendini bulmalıdır. Hissettiği ve düşündüğü şeyler başka bir anlama ve yargıya asla dönüşmemelidir.
Kendi kimliğini yaşadığı çevreye uyduran da değil, bunu çevresiyle uyumlu hale getirmektedir asıl başarı. Hayatımız ancak bu şekilde anlam kazanır ve gerçekten yaşadığımızı bu şekilde kavrarız.
İçimizde taşıdığımız her gerçeklik halimiz açığa çıktığında kabul de görebilir, itirazlara da sebep olabilir; ne olursa olsun bunun bizi başka bir insana dönüştürmesine asla izin vermemeli ve farklı bir rolün ve maskenin taşıyıcısı olmamalıyız.
Geçici olanın iyi yönde bir değişime ve gelişime uğramayıp zora koyacağını ve daima kalıcılığın önünde bir engel teşkil edeceğini asla unutmamalıyız. Herkes kendi sahnesinin asıl oyuncusudur ve asıl kendini ortaya koymalı ve yaşamalıdır.
Roller ve maskeler bir zorunluluk değildir, amaç hiç değildir. Bu yüzden bazen yapıyor olsak da bunu sürekli ve kalıcı hale getirmemeli ve asıl kimliğimizi daima ortaya koymalıyız.
Roller ve maskeler kimliğimizi örtmeden, kimliğimizin tutarlı ve gerçek yanlarını açığa vuran bir ayna işlevi görmelidir…

