
KENDİNİ ARAYAN İNSAN
İnsan neden yaşar ?
Bu sorunun cevabı bir tek nedene bağlanamayacak kadar çok katmanlı ve hayat boyu sürecek bir süreç içinde ortaya çıkabilir ancak. İnsan sürekli bir anlam arayışının peşinden sürdürür yolculuğunu. Sabah uyandığında; kafasında hep bir şeyler vardır: bu bazen bir amaçtır; biriyle yakınlaşmak, kendini bulduğu yerlerde zaman geçirmek, günün sonunda kendinden izler bırakmak…
Tüm bunlar varlığın yaşanır kılınması için verilen, iyi ve mutlu hissetmenin küçük adımlarıdır. Anlamsızlık insanın kendini boşlukta hissettiği zamanlarda gösterir kendini ve insan buna çoğu kez dayanamaz. Bu yüzden küçükte olsa sevinçli hallerde, bazen bir anıda, bir başarıda veya kaçındığı hüzünlerde bile bir anlam peşindedir.
İnsan yaşadığı sürece birçok şeyi deneyimler. Aşık olur, ayrılığı tadar, yalnızlaşır, hem sevinçte ve hem üzüntüde yaşadığı duyguların içinde varlığına biraz daha yaklaşır. Bütün bu yaşadıkları varoluşuna renk katar ve bu hayat boyu devam eder. Hayat aslında bütün bu renklerin toplamıdır diyebiliriz.
İnsan bazen kendini kaybeder. Bunu yaşadığında varlığının peşine düşmeye başlar demek doğru olacaktır. Çünkü kaybolduğunda en çok kendini arar insan.
Hayat, planladığımız gibi gitmeyebilir. Hayallerimizin peşinden giderken bunun uzağına düşebiliriz. Değişen insanlara rastlar, farklı yollar öğrenir, karmaşayı fark eder ve umutlarımızın bir ölçüde yıprandığına tanıklık ederiz. İşte tam da burada bilinçli tercihlerde bulunur ve buna göre yaşamaya başlarız.
Yeniden başlamak en büyük konfor alanımızdır. Düştüğümüzde kalkmayı öğrenir, biten bir şeyin ardından yeni başlangıçlara kapı aralarız. Bu döngünün içindeki başarımız direnç kazandıkça anlamına kavuşur. Asıl gücümüzde buradan gelir, çünkü durmadan yolumuza devam ederiz.
Yaşamak dışarıdan bakıldığında sıradan gelebilir. Sabah uyanırız, gün içinde farklı şeyler yaşar ve akşam olunca da dinlenmeye geçeriz. Oysa hep bir savaşın içindeyizdir; dış dünya bir tarafa çoğu kez içimizdeki boşlukla, anlamsız duygularla ve bazen de kapıldığımız hiçlik duygusuyla veririz bu mücadeleyi. Amacımız yaşamımızı olabildiğince anlamlı sürdürmenin gayretidir.
Bazen yaşam küçük anlarda gizler kendini. İçtiğimiz suyun tadında, sevdiklerimize sarılırken yaşadığımız duyguda, belki bir akşam yürüyüşünde, hoşumuza giden bir müziği dinlerken çıkar karşımıza.
Yaşadığımız şeyler bazen tanığı olduğumuz ve bizi önemli ölçüde yaşama bağlayan şeylerdir de aynı zamanda. Gün doğumunu izlemek, çocukların munis yüzlerindeki sevinci görmek, bir hasretin birlikteliğine varmak, bir vedanın ağırlığını duymak gibi… Yaşamak ortak bir hikayeye dönüşür böyle zamanlarda.
İnsan bir anlamın peşine düştükçe kendisi için bir değerler sistemi inşa eder. Sahip olduğu bu özgürlük istenilen sonuca gitmediğinde hissettiği boşluk derinleşir. Edindiği inançlar, idealleri, kurduğu ilişkiler, başarı arzusu bazen sarsılır ve yeniden sorgulamaya başlar hayatını. Bu arayış kendi hikayesinin en özel tarafıdır ve varlığının bilincine ermenin vazgeçilmez koşuludur. Çünkü, hikayenin devamlılığı her insan için esastır…
İnsan doğası gereği kırılgan bir yapıya sahiptir. Bir sözle, bir bakışla, bir dokunuşla, yaşadığı acı kayıplarla derinden sarsılabilir. Ama yeniden doğrularak ayağa kalkmayı öğrenir ve yaşamına daha dirençli bir şekilde devam eder. Bu gücü yine kendi öz varlığından alır.
İnsan bazen unutur ve bazen hatırlar. Bazı şeyleri geride bırakırken, bazılarına ise sıkı sıkıya tutunur. Varoluşu buna göre biçimlenir. İnsan ne tamamen geçmişe ait kalabilir, ne de tamamen ondan bağımsız yaşayabilir. Aynı zamanda insan geleceği üzerine hayaller kuran bir varlıktır ve şimdiyi yaşamak ister. Çünkü insan, zamanın farkındadır ve varoluşu buna göre anlam kazanır.
İnsan unutulmayıp hatırlanmak ister. Açıkça ifade edilmese de bu arzu insanın içinde hep vardır. Kendinden izler bırakmak, zihinlerde yer edinmek, anılarda kalmak, kalplerde yaşamak ve gölge misali silinmemek için… Bunlar yok oluş korkusunu aşmanın vazgeçilmez çabasıdır. Anlamlı bir varoluş bu bilinçle kurulabilir.
Bazen güçlü hissedersin, bazen darmadağın bir haldesindir. Umudu içinde taşıdığın zamanlarda yüzün gülerken, bazen tükenişin ağırlığını hissedersin. Bu ikilemin arasında sıkışmadan, kaybolmadan, yıkılmadan nefes alarak devam edersin yoluna.
Hayat, her zaman farklı yönleri ve boyutlarıyla gösterir kendini. Günler bazen istediğini vermez, saatler istediğin gibi akmaz, duyguların bazen yıpratır, yorulursun düşünmekten. Ama bu hep böyle değildir. Kendini iyi ve mutlu hissettiğin anlar yaşatır, yüzün hiç olmadığı kadar güler bazen. Vazgeçmemeyi, direnmeyi, mücadele etmeyi öğrenirsin.
Her sabah yeniden kalkar ve her şeye rağmen devam edersin. Bir fincan çayı yudumlarken, sessizlik huzur verir, aynadaki yüzün güler sana, sevmenin saflığına varırsın, umudun sonsuz bir güç verir. Gün içinde kalabalıklara karışır, konuşur, güler, yürürsün sevinç içinde.
Bir akşamüstü, güneş batarken durup izlersin. O an, içinde bir şey uyanır, bir şey derinleşir. Gerçekten yaşadığını hissedersin. Ve devamı gelir…
İnsan neden yaşar ?
İnsan kendini bulmak için yaşar. Ruhunun aynasında gülen yüzüne rastlamaktır bütün istediği…
Bu bir arayıştır. Ve bu arayış, yaşamın kendisidir.


