Parmaklarını yerde yatan bedenin boğazından çekti. Uzan zamandır inceden inceye hissedilen atışları artık hissetmez olmuştu. İşte, sona ulaşmıştı. Seneler önce başlayan görev bilincinden artık sıyrılmıştı. Gecenin karanlığında kırık camdan sokağa bakarken kendi yansımasını gördü. Kırık kırıktı her bir uzvu.
Parçalardan birine bakarken birdenbire on yaş küçüldü. İzbe bir mahallenin sıvası dökülmüş, çöp kokusu arşa çıkmış bir sokağındaydı. Birilerinin apar topar yüklük dolabını açtığını ve kendisini dolaba tıktığı hatırında. Gözünün önünde son bir kare. Belki de izlediği filmlerden kalmış bir kesit belki de sahiden ona ait. Yemenisinin altından lepiska saçları görünen o varlığa. Dolabın içinde beklerken kapıdan gelen gümlemelere şahit oldu. Gümlemeler kesilmedi. Ardı arkası gelmedi. Nihayetinde sövesinden kurtulan kapı yenik düştü. Hafif bir çığlık sesi. Atılan tekme ve tokatların boğuk sesleri.
Dişlerini sıktı ve şimdiye döndü. Yere baktı, düşündü, durdu, nefes aldı, hatırladı, tekrar baktı. ‘Lanet olsun sizin gibilere.’ dedi ve katılaşmaya yüz tutan bedenin en hassas yerine tekme savurdu. Büyük ihtimalle gelen misafirlere gurur kaynağı olarak sergilenmişti vakti zamanında. Yetmemiş uğruna düğünler düzenlenmiş, kurbanlar kesilmiş, dost düşman haberlendirilmişti. Keşke toptan yok olsaydı, diye düşünerek bir tekme daha savurdu.
Köşeye gidip oturdu. Başını ellerinin arasına almış otururken kendini yine o evde buldu. Burnuna dolan lavanta kokusundan anlamıştı. Ne yaparsan yap yok olmayan, bastırılamayan, ısrarla burnuna dolan çöp kokusuna rağmen almıştı kokuyu. Üstüne bir de evin havasını iyice ağırlaştıran sigara kokusu. Tek lambanın altında yer alan, belki de evin tek kıymetli eşyası olan masaya doğru baktı. Etrafında oturmuş insanları inceledi. Saçı sakalı birbirine karışmış, terlemekten gömleklerinin koltukaltları ağarmış, yakalarının arasından kılları arsızca sergilenen bedenlerden tiksindi. Kendini bildi bileli gelirdi bu insanlar bu eve. Midesini alt üst eden kötü kokulu içeceklerini getirmeyi de ihmal etmezlerdi. İçlerinden birisi maalesef bu hayatta bulunmasının sebeplerinden biriydi.
Derin bir nefes aldı. Kırık camdan dışarıya baktı. Temiz havayı içine çekti ama yetmedi. Yüreğine dolan kasveti bitiremedi. Masaya sürülen paraların, altınların, gümüşlerin yanında altından lepiska saçların görüldüğü yemeniyi gördüğü günü unutmak için denediği hiçbir şey kâr etmedi.
Narin bir vücudun iki büklüm yerlerde sürüklendiği geceye gitti yine. Dolaptan çıktığında, duvarın dibinde yediği dayaktan pestile dönmüş vücuttan iğrendi. Üstündeki kokuyu iyice dayanılmaz duruma getiren kan kokusundan nefret etti. Masaya yaklaştı. Yemeni hâlâ oradaydı. Bir gün evvel bırakıldığı yerde, sahibinden çok uzaktaydı.
Gözlerinin yandığını duydu. Arkasından sicim gibi aktı yaşlar. Bunca sene durmuş da şimdi ne olmuştu ki. Sildi gözlerini. Sustu. Yemenisini bağladı. Gecenin karanlığında tekrar kırık camdan sokağa baktı. Kendini gördü yine. Kırı kırıktı her bir uzvu. Tıpkı içi gibi.



