ağırdan gelirken yalnızlık
ve kapanıp açılan yazgıdan kıvranırken
aynaların, geçmişin içinden
hatırlananlarla
gecedir
koyu karanlığıyla çarpıverir göğsümün çeperine.
bu bir hüzün mü duyulan ?
açıklanamaz bu tuhaf evrenin acımasız vaktinde
gün batımında sükut
gün doğumunda fırtınadan düşüncelerle gelen
ey sevgili
yaşamak zorundayız !
olmaz ya düşünüyor yine de
insan,
ölümün bir gün ansızın çıkıp geleceğini
aklımdan bir türlü,
bir türlü değil türlü türlü çıkmayan
umut ediyorsam, hala
ki uğramayan yıllardır kapıma
ama hasretle gözlenen varabileceğin güzel günleri
vuruyorken, sert ve acımadan
bu tan yeri, boşuna değil
bu harlı yangını ilk sen başlattınsa yürekte,
aşktan ölebilmeli !
vardır ama
ne çok bilinmez,
vardır herkesin bir mahzun hikayesi.
şarkılarda, şiirlerde, oyunlarda
durmadan tekrarlanan
zamandan,
su götürmez bir yalnızlık seremonisi
yaklaşan sensin
aralıksız kamçılıyor yüreğimi ayak seslerin
aklın perdeleri
düşlerden gelen gözlerin
ya gözlerimin bebeği
ya solan hayallerimden
bungun bir gökyüzü deviriyor durmadan kendini…



