Sıra bana geliyordu. Tokatçımla aramda üç kişi vardı. Aslına bakarsanız iki buçuk kişi kalmıştı. Çünkü hemen önümde oturan sümüklü Melih bize göre hatta sınıfa göre kısa sıska ve çelimsizdi. Çeyrek bir çocuktu. Turuncu saçları turuncu kirpikleri ve ufak yüzündeki lekeleri ile özenle yaratılmıştı. Ve bu özen tüm sınıfa göre uzaylı titizliğinden başka bir şey değildi. Hepimiz esmerdik. Ancak şu an sümükleri ile karışan göz yaşları arasında canının yandığını çığlıklarla tüm sınıfa hatta okul koridorlarına haykıran Melih insan olduğunu kanıtlamıştı.
Hemen onun önünde de ayı Salih var. Adı gibi aşırı kıllı ve göbekliydi Salih. Öyle bir kafası vardı ki çenesi kaybolmuştu. Kocamandı. Elips kafasına tutturulmuş kızarık kulakları onu her yerde ele verirdi. Çok iyi dayak atardı. Öyle ki tokatları adeta şifa dağıtırdı. Bu yüzden ben dahil sınıftaki herkes en az üç kere onun şifalı tombul avuçlarını suratımıza iliştirmişizdir.
Son olarak yakışıklı atletik zeki Faruk var. Faruk uzundu. Burnu ve göz çukurları tablo gibiydi. Estetik kaşları mavi keskin gözlerle bakınca ona teslim olmayacak kız yoktu. Dedikodulara bakılırsa İngilizce öğretmenini bile ayartmış olabilirdi. Islık eşliğinde gitar çalardı. Üçlü basketleri kaçırmazdı. Tüm tiyatro oyunlarında sesi ve görünümüyle başrolü kapardı. Bugün bile ön sırada o vardı.
Benim kim olduğuma gelince. Hani içine hınzırlık kaçmış arı kovanı gibi kıpır kıpır olan insanlar vardır, hani sempatisi yüksek, neşeli, mutluluk kaynağı olan ve her konuda parmağı olan tipler, işte ben oyum. Adım Selim. Kısa siyah saçlı. Kahverengi gözlü. Çukur çenesi ile şans dağıtan biriyim. Bugün şans benden yana değil elbet. Sınıf başkanıyım. Konuşanları tahtaya yazdığım bir gün. Herkes bana yalaka diyor böyle zamanlarda. Bugün listeye eşitlik için kendimi de ekledim. Adalete inanırım.
Tokatçımız sigara kokan iri elini yüzüme yaklaştırdı. Matematik öğretmeni olduğu için ölçülü davranıyor açılara anlamlı muntazamlıklar katıyordu.
Salih bizleri tokatlarken tüm sınıf kendine göre acıyı azaltmak adına bir yöntem geliştirdi. Bence en etkili olanı benim sistemimdi. Tokat hangi yanağa çarpıyorsa diğer yanağı şişirip çarpışma anı ile havayı dışarı atarsanız böylelikle acı azalmış olur. Ancak kullandığım yöntem Matematik öğretmeninde pek geçerli olmuyor. Can acıtmayı iyi biliyordu. Sınıfta tokat töreni bitmiş dört arkadaş yerine oturmuştu. Adaleti sağlamış olarak yerime otururken herkesi göz ucu ile izliyordum.
Buna onu sevdiğimi bilmeyen ela gözlü uzun saçlı Cansu’da dahil. O kara tahtanın yanında yerini alıp günün konusunu sesi eşliğinde tahtaya yazan genç öğretmeni keserken ben onun etrafını saran enerjisini seyrediyordum. Beni hiç böyle kesmemişti. İlgisini çekmek için öğretmem olmam gerekiyorsa olurum.
Öğretmenin sesi yükseldi.
“Etkisiz eleman sonuca etki etmeyen elemana denir. İşleme göre değişir.”
*BİTTİ*

