TANRI / ALİ DOĞAN

Tamamlamak üzere olduğu yeni romanına devam etmek için kolçaklı sandalyesine oturdu. 

Yerini ayarladı, masaya biraz daha yanaştırdı kendini. Tamamdı. Ah! Neredeyse unutuyordu. Atıştırmalık çerezleri mutfakta kalmıştı. Her neyse, sonra alırdı. Ara verdiğinde. Okuma ışığının hafif tozlanmış düğmesine bastı. Daha geçen gün yapmıştı temizliği. Ne çabuk toz kapıyordu eşyalar… Aksi! Aslında eve -en azından kitabını tamamlayana kadar- temizlik elemanı almak mantıklı olabilirdi. Neyse, kitap… 

“Ne zamandır yazıyorum?” diye düşündü. Romana ne zaman başladığını hatırlamadı. Bunu önemsemedi de. 

Yazmaya hazır mıydı? Henüz değil. Sandalyesine yaslandı ve derin bir nefes aldı. Havadaki toz zerrelerinin yakıcı kokusunu genzinde duyumsuyordu. Bir süre gözlerini kapalı tuttu, açtı. Karanlık ve aydınlığın zıtlığı, az eşya, çok huzur olan büyük odanın duvarlarında varoluşsal dansını yapıyordu. Yüzünde beliren tebessümle “İşte!” dedi. 

“Bunu seviyorum…” 

Metnin türü fantastikti. Son bölümde ana karakterin kurgusal sırrı keşfetmesini sağlayacak, karakteri yaratıcısıyla konuşturacaktı. Bu hem karakter hem kendisi açısından sıradışı olacağa benziyordu.  “Zihnimdeki örüntülerden ibaretsin.” diye düşündü. İşte ona böyle söyleyecekti!

Romanın adı ise çoktan belliydi:

“TANRI” 

Kâğıda dökmeden önce kafasında canlandırdı kurguyu. Çerez! Başlamadan gidip getirse iyi olacaktı. Çocuksu bir totem haline getirmişti bunu, kabuklu fıstıkları ağzına teperken olduğundan daha yaratıcı olduğunu düşünürdü hep… Fakat yalnızlığı mutlaktı yaşlı adamın. Şimdi seslenebileceği bir ev işçisi olsa fena mı olurdu! 

Ayağa kalktı.

Bir şarkı mırıldanarak odadan çıkıp hole ulaştı. Ağır aksak adımlarla, yan duvara boydan boya asılmış olan, kadın siluetlerinin bulunduğu tabloları büyük bir dikkatle inceledi. Delice bir haz duyuyordu bundan. Her biri dişil enerjiyi yansıtan benzersiz eserlerdi. Her bakışın ya da kıvrımın estetik bir ifadesi, kendine has bir duygusu vardı. Baş dönmesini andıran, hücrelerine değin tüm varlığına hükmeden bu önüne geçilmez içgüdüyü nasıl tanımlamalıydı? Aşk mı? Ya da… Seks. Birkaç adım sonra, saçlarını toplamış ve simetrik, kusursuz başının bütün güzelliğini ortaya çıkaran profilin önünde durdu. Elini uzatarak işaret parmağının ucunu yağlı tablonun üzerinde gezdirdi.

En sevdiği tabloydu bu. Zarif küpeleri gibi siyah, boynunun yarısını örten bir bluz vardı üzerinde. Bunlar ancak bir tanrıçanın gözleri olabilirdi… Canlı bakışları adeta delip geçiyor, sonsuzluğa uzanıyordu. Dudakları ve üzerindeki küçük ben. Tanrım! İnsanı kendinden geçiren bir kombinasyon.

Çok iyi bir yazar olduğundan emin değildi. Dahası iyi de bir gözlemci olmadığı gibi, hafızası zayıftı. Kabiliyetli yazarlar bir denizi şöyle betimlerdi: “Güzellik uykusuna yatmış deniz ansızın uyandı. Sabahtan beri mırıltıları duyulan martıların bağrışları, devasa yük gemisinin gürleyen kornasına karışıyordu.” O, bu tarz bir anlatımdan çok sıkılırdı. Kafası kesinlikle detaycı çalışmaz, aynı ortama bakacak olsa aynen şöyle anlatırdı. “Bir deniz.” Gördüğü buydu. Üstelik aradan birkaç gün geçince görüntüyle ilgili hiçbir şey anımsamazdı. Duyarlı bir yazar toplumsal konuları ele alır, Sudan’da açlıktan ölen bir çocuğu, Ege’de boğulan mülteciyi, hastalıkları, yoksulluğu, yanan ormanları, nesli tükenen hayvanları, tükenen suyu, katliamı, tacizi, tecavüzü dert eder ve her koşulda ahlaki kaygıları ağır basıp bundan  endişe yahut üzüntü duyardı. 

O ise; kadınlara, içkiye ve sigaraya zaafı olan, eve kapanıp  kayıtsızca, saatler boyu fantastik kurmacalar yazan bir tanrıtanımazdı…  Yazmak. Eğer onun için hayatın bir anlamı varsa o da yazmaktı. Yok olmaya karşı bir tür zafer kazanmışçasına kaostan biçimi yaratmaktı. 

Tabloların olduğu duvar tarafından ayrılıp mutfağa doğru yöneldi. Unutmadan. Serkeş… Onun alkolik maymunu. Aslında votka alışkanlığını saymazsak boz başlı sıradan bir makak maymunu da diyebiliriz. 

Hayvanı sahiplenmeden önce, maymunların doğal ortamlarında alkol içerikli meyveleri daha sık tercih ettikleri ile ilgili bir makale okumuştu ama bu kadar ileri gidebileceklerini düşünmemişti açıkçası. Serkeş, sahibinin her mutfağa geçişi sırasında birkaç tekrar ileri geri sarsak yürüyüşten sonra çeşitli sesler çıkarıp dişlerini göstererek dikkat çekmeye çalışır, başını da aynı anda aşağı yukarı hareket ettirerek kendince ilgi istediğini belirten oyunlar yapardı. 

Sahibi maymunun orada olduğunu, hatta bir maymun edindiğini bile unutmuş küskün bir tavırla ilerledi, koridoru geçtikten sonra da mutfağa ulaştı. 

Arada bir tuzlu fıstıkla doldurduğu kap dışında onunla ilgilenmiyordu artık. Kırgındı ona, hakkına göz dikiyordu. Dolaba kilit vurmak zorunda kalmıştı son zamanlarda. 

Mutfakta hazırladığı çerezi, bir bardak ve maymuna kaptırmamak için elinde sıkı sıkıya tuttuğu yarısına kadar dolu büyük votka şişesini alarak odasına geri döndü…

Davranışları adeta otomatikleşen maymunsa koridordaki pineklemekten neredeyse aşınmış olan yerini alırken içini ısıtıp onu uyuşturan içki şişesine kedinin ciğere baktığı gibi bakıyordu.

Bir avuç dolusu fıstığı kabuklarıyla birlikte ağzına attı… Fıstık ve tuz konusunda her zaman kontrolünü kaybediyordu. Kana susamış bir vampir gibi arzuladığı nesneye saldırıyor, çerez kabında tek bir fıstık bırakmamacasına seri şekilde hareket ediyordu. O sırada ağzından dışarı saçılan kabuk ve tuz parçacıkları masanın üzerine düşüyor, votka bardağının etrafında, insanda temizleme isteği uyandıran kötü bir görüntü oluşturuyordu. 

Fıstık onun, o ise yazdığı karakterin tanrısıydı…

Yazmak ve yaratmak için hazırdı. 

Yazdı. 

Sigara yaktı. 

Yazdı. 

Sigara yaktı. 

Saatlerce yazdı…

Küllük izmaritle doldu… 

Odasının içi önce aydınlandı. Arkasından gök gürledi… Karanlık odayı aydınlatan parlama az sonra gelecek olan şimşeğin habercisiydi. Neden sonra gök şiddetlice gürledi. Fizik kurallarında değişen bir şey yoktu. Her zamanki gibi ışık sesten hızlıydı. Bu harika kanunları da kim koymuştu böyle… Yüzünde yavaşça genişleyen narsistik gülümsemeyle klavyeyi bıraktı, sandalyesine yaslandı. Yeterince keyif almışa benziyordu. Son satırları yazmadan önce sigara molası vermek iyi gelecekti. Gözleri masanın üzerindeki kül tablasını ve sigara paketini taradı. Pakete uzanırken bağırdı.

“S..tir! Şişem nerede?”

Sigarayı yaktıktan sonra sandalyeyi geri itti. 

İlk dumanı yukarı doğru üfledi… 

“SERKEŞ!” 

Roman karakteri votkasını geri almak için hole çıktığında karşılaştığı manzara karşısında dehşete kapıldı. 

Devasa harflerin olduğu bembeyaz bir düzlemdeydi. 

“GERÇEĞİ ÖĞRENMEK ZORUNDASIN.” 

Boşlukta yankılanan ses yalnız ve yaşlı karakterin kendi sesiydi. 

“TÜM YAŞAMIN ZİHNİMDEKİ ÖRÜNTÜLERDEN İBARET.” 

“Sen.. Sen de kimsin?” 

“BEN SENİM, SEN DE BENSİN… “

Tüm bedeni kelimelerle dolu sonsuz düzlemde eridi. 

Yok olan bilincinin algıladığı son şey, tanrının acı ve mutluluğu aynı anda yansıtan dokunaklı bakışları oldu… 

SON

BİTERKEN

Evet, sayın okuyucular! 

Kendim gibi votka aşığı bir maymun sahibiyim. Aslında yaşam alanları ihlal edilen hayvanların özgürlüğünün ellerinden alınmasına, insanlar tarafından kafeslere konulup evcilleştirilmesine karşı çıkan biri olarak neden çelişkili davrandığıma ben de anlam veremiyorum. Eve geliş gidişlerde kullandığım yol üzerindeki hayvan pazarında tanıştık onunla.  Votkayı sevmesi kötü sürpriz oldu… Dostluğumuz katmerlendi. Kendisiyle aynı evi paylaşmak benim açımdan muhteşem bir olay. Ondan öğrendiğim en iyi hayat dersi ise konuşmadan anlaşabilmenin mümkün olduğu… Bir şekilde hayatıma temas ettiği için çok mutluyum. Bir gün denk gelirse kesinlikle bir hayvanın gözlerinin içine bakın! 

O gözlerde tanrıyı göreceksiniz… 

SON

Loading

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
1986'da İzmir'de doğdu. Üniversite mezunu olup sınıf öğretmenliği yapmaktadır. Evli ve bir çocuk babasıdır. On yılı aşkın süredir şiir, roman ve öyküler yazıyor. Kitapları : Absürt Hikayeler /Nizamettin Nizamsız (takma ad) /deneysel öyküler (2020) Elektronik Devralış /Bilimkurgu/roman (2020) Aşka/şiir (2020) Uyumsuz Bir Bilincin İzdüşümü /Otobiyografi/ roman (2022) Fare Kapanı /öykü derlemesi (2023) Havuç Kafalar /öykü derlemesi (2024) Sonsuz düş /şiir (hazır dosya) Minik öyküler /öykü (tamamlanmamış dosya) Ödüller / Başarılar "Fare kapanı" adlı öyküsü 1.Yılmaz Sunucu öykü yarışmasında birincilik ödülüne değer görüldü. (2022) Kibele Kültür Sanat dergisi "Sözcüklerin dansı" adlı öykü antolojisine alındı. "Kirpi" adlı öyküsü 8.YAZAK öykü yarışmasında mansiyon ödülü aldı. (2023) "Ses" adlı öyküsü Myrina yayınları tarafından yayımlanan "Büyü Kutusu ve İnsan Çıkmazı" adlı derlemede yer aldı.(2023) "Komşum Edgar Allan Poe" adlı öyküsü "Luna yayınları" nın düzenlediği yarışmada 374 öykü arasında finalist listesine girdi.(2023) "Cumhur Dede" adlı öyküsü Cüneyne Dergisi 100. Yıl Cumhuriyet Seçkisi'nde yer aldı. (2023) Acemi ve Erik Ağacı dergilerinde yazdı.
Yazı oluşturuldu 62

Bir cevap yazın

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön