Küçürek öykü severim, diyorsan oku!

Vaktinden önce yaşlanmış bedenini, gördüğü ilk banka atıverdi kadın. Bohçasında taşıdığı göznuru örgüler, iğne oyalarları ve kilim desenli patikler yüreğinde bir uhde, sırtında ise koca bir yüktü… Çantasından çıkardığı yarım şişe suyu ‘Bismillah’ deyip üç nefeste içti.Yaşmağının bir ucuyla alın terlerini sildi gururla …Önünden geçen insan türlerine baktı; burnu havada, bilmem kaç cm topuklusu ile dengede durmaya calışan döpiyesli ofis kadınlarına, birbirlerine sırnaşan, aşko kuşko konuşan embesil varlıklara, ekonomiyi eleştirip, zamdan dem vuran vatandaşlara.Biraz ilerde mendil satmak icin arabaların önüne atlayan, yalın ayaklı çocuklara ilişti gözleri, ‘Gelin hele bu tarafa’ der gibi el salladı.Koşarak geldi çocuklar, yalpalayarak…Cebinden çıkardığı cüzdanvari keseden üç beş kuruş uzattı çocuklara “Alın, bu sıcakta kavrulmuşsunuz, gidin bi Su için!” dedi başlarını sıvazlayarak. Sekerek uzaklaştı çocuklar caddeye doğru…Çocukların sevincini izlerken telefonu çaldı. Ahizeden gelen emrivaki sese, “Olur, Handan hanım, sabah erken gelirim, çıkmadan da yemek yaparım.” diye cevap verdi ölgün ses tonuyla… Bir süre daha oturdu bankta, güneşin vedasını izledi. İnsanların bağırtılı çatlak seslerini dinledi, bir iki şuh kahkahanın sahibine başını çevirip baktı. Marketin önünde ‘dondurma’ diye tepinen çocuğa gülümsedi. ‘Ya Allah’ dedi seslice…Bohçasını koluna taktı. Alaca karanlıkta yavaş ama seri adimlarla yürüdü. Işıldayan caddelerden geçti. İnsan bendlerini yararak, soğuk kaldırımları arşınladı. Geçtiği her kahvehanenin kapısına bir beddua bıraktı, yıkılan yuvasının anısına. Kör bir lambayla aydınlanmaya çalışan, dar bir sokaktan içeri girdi. Bunca kalabalığa, onca insana rağmen hiç fark edilmedi… Bir Allah’ın kulu da merak etmedi… Kör sokak lambasının altında zifiri karanlığa doğru, ardında sessiz bir çığlık bırakarak kayboldu…

Loading

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Merhaba ben Hanife Nur Ekinci 1987’de Konya’da doğdum. İ lk, orta ve lise öğrenimimi Konya’da tamamladım. Hala eğitim sürecim devam ediyor. Evli ve üç çocuk annesiyim. Konuşmak mı? Yazmak mı? Diye bir soru yöneltilse direkt ‘yazmak’ derim. Çünkü konuşmak aklın, yazmak ise ruhun eseridir. Yazmak, benim için çocukluğumdan bu yana söyleyemediklerimin, anlatamadıklarımın tercümanı olmuştur... Kader değişmedi hala yazmaya devam ediyorum. Çalakalem yazmalarımın meyvesi olarak “ Vefa sokağı” isimli öykü kitabımı çıkardım. “Söz uçaryazı kalır” mottosu ile yazmaya devam edeceğim... Menar ismini genelde müstear olarak kullanmaktayım.
Yazı oluşturuldu 11

Küçürek öykü severim, diyorsan oku!” için bir görüş

  1. Hanife Hanım öncelikle tebrikler, iyi bir dil. Küçürek öykü başlığını görünce ilgimi çekti, hemen okudum. Bu aralar kısa öyküler yazmaktayım. Sanırım bu öykü de kısa öykü kategorisine giriyor. Bildiğim kadarıyla küçürek, preslenmiş, şiirimsi, daha çok sembolik anlatım kullanılan bir tür olarak nitelendiriliyor. Örneğin,

    Japon balığı

    Fanus tam istediği boyuttaydı, ne büyük ne küçük.
    Durmaksızın çalışan hava motoru kendisi gibi sirkülasyonu seven balıklar için adeta  biçilmiş kaftandı.
    Suyu düzenli olarak değiştiriliyor, otomatik yemleme makinesi yarınını garanti altına alıyordu.
    Gün boyu mini deniz kabukları ve renkli çakıl taşlarının arasında dilediğince geziyordu…

Bir yanıt yazın

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön