Bez Bebek / Sibel Kurtulan

Dünya ne kadar büyük diye düşünürdüm zaman zaman. Koskoca dünyanın içinde küçücük olduğumu zannederdim. Dünyayı küçülttüm, kurduğum hayaller o kadar büyüdü ki dünyanın üzerine çıktı seninle, aşkımız büyük, tutkumuz o kadar çok ki dedim, dünya küçülüverdi, sen ise koskocaman oluverdin bende. Aşkım büyük dünya küçücüktü artık. Bir bakışındı bana bunları düşündüren. Aşk boyun eğdi, elin elime değdiğinde yıldızlar iniverdi ellerime.

Seninle süsledim dünyamı, düşlerimde özgürleştim. Seni sevince her şeyi sever oldum, ağaçların kuru dallarını bile… Günlerim senden önce, senden sonra, sentesi, sensonu oluverdi. Saat sana beş kala, seni çeyrek geçe, sen elli oldu artık.

Abartırım ben severken, söylemiştim sana. Sen anlamadın ya da sevilmedin abartılarak, sevilmedin belki de koklanarak. Kokunla sevdim seni, kokunla seviştim. Sen yine anlamadın. Kirpik uçlarına kadar seviyorum derken…

Şimdi yaralı bir hayvan gibiyim, acım çok, takatim yok, saldırganım. Gücümü topladığım an yere serebilirim dünyayı. Karşıma çıkan her şeyi parçalayabilirim.

Çocuktu kalbim, hayallerle süslerdim gecelerimi seninle, sevgim sevginle sevişip çoğalacaktı belki de… Sen sevmeyi bilmemişsin ki hiç, bu duyguyu sana öğretmemişler ki; bez bebek sanman beni belki de bu yüzden.

Söyleseydin bana yüreklilikle, ben neyindim senin? Sevişeceğin sıradan biri mi, aşık olduğun, sevginle besleyip, sevgimle çoğalacağın kadın mı? Artık ne önemi var ki… Keşke verecek cevabın olsaydı da, ben de duyabilseydim sözlerini.

Hırpalamaya ne hakkın vardı sol yanımı, sever gibi yapıp dokunmaya ne hakkın vardı bana. Kumsaldaki kum tanelerinin denize serildiği gibi serildim önüne, denizin o kum tanelerine sahip çıktığı gibi sahip çıkarsın sandım deli divane gönlüme. Kumdan kaleymiş duyguların. Bilemedim anlayamadım. Sevdim seni hesapsız, kitapsız, plansız…

Bez bebek değildim ki ben… Canın istediğinde dokunacağın sonra da sıkılıp bir kenara atacağın bir bez bebek değildim. Benim de senin kadar canım, kanım, duygularım vardı. Hayat sana ne ise bana da o kadar hayattı. Senin ucuz hayallerin değildim ben. Gecelerimin düşü oldun, dilimin duası. Üzüntün kederim oldu, sevincin heyecanım. Dolup taşırdım içimdeki sevgiyi sana. Sen bana ne kadar gerçeksen, ben de sana o kadar gerçeğim sandım.

Hava soğuk üşüme demelerim vardı benim sana. Yol yokuş yürüme. Çayım tazeydi hep, simidim sıcak. Yorgun olsa da gözlerim, uykusuz olmuş olsam da dipdiri olurdu gülüşlerim gamze gamze. Sen hırpala, sen yor, sen üz, sen ağlat diye sevmedim ben seni. Bezden bir bebek değildim ki ben.

Sen acıkırsan acıkır, sen doyarsan doyardım, sen diye başlardım her yeni güne, sen diye biterdi günümün sonu. Çayım sen diye demlenir, kahvemin köpüğünde telvesinde sen olurdun her günümde.

Güller açacaktım sana her gün, türkülerle sevecektim bir ömür. Yoldaşın olacaktım gecenin duruluğunda, nehir edasıyla akacaktım koynuna. Sabahları çocuk sevinçleri serpecektim boydan boya. Bir bakışınla güzelleşirdi dünyam, yenik düşerdim göz göre göre,  parmaklarının değdiği yerlerde çiçeklerimi açardım sana.

Bal olur akardım kahvelerine. Anlardım bakışının buğusundan, kırık gönlünün sessiz sedasız bağırışlarını, söz olurdum suskunluklarına. Bez bebeğin değildim ben senin ama sen sever gibi yapmışsın anlayamamışım, öper gibi yaptığını hissedememişim. Hatanın büyüğü bende seni adam sanmışım. Senin taşıdığın can kadardı benim de canım. Bez bebeklerin canı olmaz ki senin oynayıp, sıkılınca bıraktığın oyuncağın değildim ki senin.

Saçlarımdan tutam tutam baharları verecektim sana, dağların eteklerinden zirvelerine kadar tek adımda çıkacaktım da göğe, yıldızlar toplayacaktım sana en güzellerinden. Bir nefeste inecektim yanına, yamacında ben nefeslenirken, sen yıldızları koyacaktın sehpanın üzerindeki elli denizin suyuna. Sen beni bir bez bebek sandın. Öptün dokundun da sever gibi yaptın. Oyundan sıkılınca alıp bir kenara attın.

Kalbimde sana ne kadar yer vardı bilir misin? Yeryüzündeki çakıl taşları kadar. Çünkü sevdiğim, her bir kirpiğine aşık oldum senin. Yüzündeki, kolundaki, koynundaki, sırtındaki benleri tek tek sevdim. Her bir teli saçının gök kuşağım oldu hayallerime, onların sayısını da kat içine. Neden mi yeryüzündeki çakıl taşları? Aldığın her nefesi sevdim senin, kalbinin her atışını, attığın adımları, elindeki her parmağın hareketini, avucundaki her çizgiyi ezberledim. Her gözünü açıp kapamanı, uzaklara bağıra çağıra bakan gözlerinin harelerini sevdim. Esnemesi bile güzel sevgilimdin benim. Senin her bir halin, her bir duruşun bana şiir oldu aktı kalemimden.

Seni sevince ben aşk başka hallere büründü bende, seninle çoğaldım. Kalbimin ucuyla sevmedim ben seni. Bez bebeğin değildim ki senin, sever gibi yaptığın, öper gibi yaptığın ve sonra oynamaktan sıkıldığın. 

Sözlerim şiir oldu sana, bakışlarım ninni. Yorgunluğunu benimle dinlendir diye serildim önüne, duygularım çırılçıplaktı, dudaklarının değdiği her yerim ayrı ayrı ağlıyor şimdi. Bez bebekler ağlayamaz ki…

Sen sustukça dinledim ben seni, kulaklarımı tırmalarken sessizliğin, hiç bıkmadan usanmadan yine de dinledim senin sessizliğini. Kuş olup kondun kalbime benim, kanatlarının hırçınlığından kanasa da içim, ses etmedim, acıyor kalbim demedim. Bez bebeklerin canı yanmaz değil mi? Ben bez bebeğin değildim. Şimdi kalbimin her bir köşesi acıyor, içimdeki duygularım gözlerimden bir asit gibi akıyor.

Zannetmelerimden ben değil de aşk yoruldu artık. Soğuk artık havalar kış geldi, “üşürsen de üşü” diyebilseydim… Söyleyemiyor ki dilim. İçim acıyor, canım çekiliyor artık kanayan yaralarımdan. Kışlardan bir kış daha geçiriyor mevsim, soğuğu iliklerime kadar geçiyor, çok üşüyorum. Sen yoksun artık zaten hiç olmamışsın ben seni hep yanımda zannederken sen kendi küçük dünyandaymışsın. Ben de yokum artık yoruldum.

Bez bebek sandığın, oynayıp hırpaladığın, sıkıldığın kadınım ben. Canımın içine saklamıştım seni, yerini beğenmedin. Nefesimle ısıtırdım seni. Şiirimdin benim, üzerini örterdim mısralarımla sen üşüme diye, uykularımın en güzel düşleriydin, ben ise senin bez bebeğin. Canım o kadar yoruldu ki ne şiirlerim sana dökülüyor kalemimden, ne de gecelerimde düşümsün artık.

Bakıyorum da arada bir gelip geçiyorsun buralardan, görüyorum. Elinden bırakıp da attığın yeri iyi biliyorsun. Arada bir eline alıp yeniden oyunlar oynamak istiyorsun belli. Bir türlü anlamadın sen beni. Bakışlarım söz söylemiyor artık sana farkında değil misin? Kulaklarım sağır artık senin gülüşlerine, o gülüşler artık benim değil. Bıraktığın yerdeyim ben ama bedenim bir bez bebek değil.   

            Artık o kadar sahipli ki duygularım. O kadar benim ki. İzin verir miyim sanıyorsun? Ellerinle oyunlar oynadığın hayallerini başına yıktığın mı var sanıyorsun karşında? Bez bebek değilim ben. Beni alaya alırken, içimden canım çekilirken, kıvranırken acılarımla, aşağılanmışken, yerle bir edilmiş tüm duygularımla da bez bebek değildim. Sen anlamadın.

            Sevgim yüreğine ağır gelmiş, omuzların çökmüş. Sevgim gözüne yaş olmuş. Kırıldığım, sana aldandığım her nefesim sana ah olmuş.

Kirli ellerin kanatamaz beni, artık izin vermem, kalbimde yok artık yerin. Oyuncağın sandığın bez bebeğin değilim senin.

Loading

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Ben Sibel Kurtulan. 01.09.1980 Manisa doğumluyum. Kendimi bildim bileli öykü, deneme, şiir yazmak gibi bir eylemin içindeyim. Yazıların içinde kaybolmayı, yazarken kelimeler ile dans etmeyi, hayatı şiir tadında yaşamayı, hayatı şiirselleştirmeyi ve yaşadığım anları deneme, öykü ve hikayelere dönüştürmeyi seviyorum. İki adet şiir kitabım Yere Düşmeyen Yağmur Damlası, Düşselce ve bir romanım okuyucularıyla buluştu Dokun(ma) Hisset(me) Konuş(ma). Nefes aldığım süre boyunca yazacağım ya da yazdığım süre boyunca nefes alacağım.
Yazı oluşturuldu 9

Bir cevap yazın

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön